November 3, 2010

16, 17, 18 Suya Battı Por-te-kiz...


Küçüklüğümüzün tekerlemesiydi, 1-2-3'ler yaşasın Türkler diye başlar sonra her millete laf geçirirdi bu tekerleme. Herhalde mucidi de milliyetçilik akımlarını küçücük beyinlere empoze etmenin bir yolu olarak icat etmişti bu tekerlemeyi...

O zamanlar çoğu takımda tek yabancı, büyükler diye tabir ettiklerimizde ise kural gereği sadece 3 yabancı oyuncu olurdu. Yıllar birbirini kovaladı, yabancı sayısıda gitgide artarak 6+2+2 gibi ilkokul problemi tarzı bir kural ile 10 oyuncuya kadar çıktı. Hep sorulur, ne kadar çok yabancı o kadar iyi futbol mu, diye. Cevabı da gayet basittir aslında ne kadar KALİTELİ yabancı, o kadar iyi futbol'dur... Bizim ülkemizde son birkaç yıldır ekonomik gücünde artması ile beraber çeşitli yıldız oyuncuların uğramasına tanık olduk, oluyoruz. En son örnekleride malumunuz Guti ile Quaresma. Peki biz bu kaliteli ve yıldız oyuncuları neden ülkemize getiriyoruz? Eğer ki kendi ligimizde kimin çişi daha uzağa gidecek gibi bir yarışın içine giriyorsak, bu yaptığımız en büyük hatadır. Yok eğer biz bu topçuları uluslararası arenada daha iyi dereceler ve kupalar kazanmak için getiriyorsak, o zaman takımlarda sadece 2 yada 3 yıldız oyuncu ile bunu başarabilir miyiz? Demekki, eninde sonunda başarı, yıldız oyuncular artı takım olabilmekten geçiyor.

Beşiktaş olarak takım olabilme adına çok uğraşlar verdiğimiz ortada, zira Denizli döneminde şampiyonluk öncesinde kim tribüne tek tek çağrılsa tüm takım elele tribüne giderek adeta bir mesaj vermekteydi. Bu sezon da ne kadar yüksek sesle homurdanmalarımız olsa da maç sonlarında, özelliklede yenildiğimiz maç sonlarında takımı tribüne çağırarak onlara moral vermemiz de tribünler açısından güzel bir örnekti. Gelgelelim bu işin psikolojik yönünü yeri geldiği zaman iyi uygulasak da işin ilmi yönlerinden birisi olan devamlılığı sağlamak, yani aynı oyuncuların kemikleşmiş bir omurga ile süreklilik kazanarak hem birbirlerine alışma, hemde birbirlerinin reaksiyonlarını okuma hızlarını artırma açısından ne kadar başarılı olduğumuz tartışılır. Elbette eskiden sadece 30 maç yapan takımlar varken şimdi bu sayı neredeyse iki katına çıkarak 60 maç oldu ve bunun fiziksel ağırlığını artık futbolcuların kaldıramadığını son yıllarda sadece ülkemizde değil tüm dünyada yaşanan sık sakatlıklarla görüyoruz. Amma ve lakin, işin doğrusunu yapan klüpler, açgözlü bir tavır ile ben her kupayı, her şeyi istiyorum yerine kendilerine reel hedefler koyarak optimum başarıyı elde ediyor, yada çok yaklaşıyorlar. Mesela İngiltere'de çeşitli kupalarda genelde genç takımlardan pek çok oyuncu kadroda kendine yer bulabiliyor, ve takım alt liglerden başka bir takıma elense bile bu olay çok fazla abartılmıyor.

Bunun yararlarını elbette buraya uzun uzun yazacak değilim ama işi Beşiktaşımıza bağlarsak, bizim için bu sene gerçektende çok iyi bir seçim yapma aşamasına gelmiş bulunmaktayız. Yarınki Porto deplasmanında her türlü sonuç olabilir, bunun olabilirliğini kendi as kadromuzdan 5- 6 eksikle çıktığımız ilk maçı neredeyse lehimize çevirebilecekken, gerekli taşların yerine oturmamış olmasından yani yukarıda bahsettiğim birliktelik ve devamlılık eksikliğinden bunu başaramamıştık. Yarın ise onlar baya bir eksik kadro ile karşımızda olacaklar ve belkide tekrar bizi yenecek yada yenilecekler. Yarınki maçın sonucu tipik 3 ihtimalli bir maçtır kimsenin hiçbir sonuca şaşırmaması gerekmektedir.

Bizim seçimimizin sonucu ise seneye burada, şu günlerde Chelsea yada Inter ile oynayacağımız grup maçlarını mı yoksa Uefa kupasında bu sezon belkide gidebildiğimiz yer kadar olacak olan belki bir çeyrek finali tekrarlayabilecekmiyiz onu konuşacağız. Bu takımın bu sene bu kadar sakatlıklar ve formsuzlukların olduğu bir ortamda hem ligi, Hem ZTK'yı, hemde Uefa'yı götürebilme şansı pek yok gibi geliyor. Ya eninde sonunda koltuktaki karpuzlar misali hepsini birden düşürüp koca sezonu kupasız kapatacağız, yada içlerinden bir seçim yapıp ona konsantre olacağız.

Aslında sezon öncesi yapılan transferler ile beraber gelinen gazla sanki bir seçim yapılmış ve herkes avrupada Beşiktaş'ın iyi yerlere gelmesini hem arzu ediyor hemde tahmin ediyordu. Ne zamanki haftalar ilerlemeye başladı ve yenilgiler ardı ardına gelmeye başladı, işte o zaman herkes yok sistem, yok sakatlık diyerek çeşitli bahaneler üretmeye başladı. Medyaya lazım olan "Öcü" Rijkaard da gönderilince şimdi yeni öcü arayışlarınıda bulmuşa benziyor ve Schuster dayımıza yükleniyorlar. İnşallah bu güdümlü yaylım ateşi bize ters motivasyon sağlayarak çok daha yararlı olur ve hırslanan bir takım ve yönetim ile hem basını, hemde bu safsataları ağızlarından köpükler saçılarak takip eden rakiplerimizi birer birer alt ederek hedef(ler)imize ulaşırız. Yeterki hedefimizi doğru seçip ona göre bir bilinçlenme içinde olalım. Yeterki halkın takımında halkla ilişkilerden sorumlu birisi çıkıp herkesin bu sene Beşiktaşımızdan neler beklemesi gerektiğini mantıklı bir şekilde açıklasın. Mesela desinki, "bu sene hedefimiz ligde ilk ikiye kalmak ve şampiyonlar ligine katılabilmektir, gerisi teferruattır." yada, "biz uefayı istiyoruz, çok zor biliyoruz ama gittiğimiz yere kadar gideceğiz, neden olmasın? desin. Yada ne bileyim, "biz bu sene yeni bir sistem oturtuyoruz, alınacak yada kaybedilecek kupalar bizim için bu oturtmaya çalıstığımız sistemden daha önemli değildir, A takımdan minik takıma kadar herkes bu sistemi öğrendikten ve başarıyla uygulamaya başladıktan sonra, zaten başarı ve kupalar kendiliğinden gelecektir, bu yüzden bu sene mümkün olduğunca eğlenelim, ve futbolun bir spor ve eğlence olduğunu hatırlayalım" desin... Yukardaki örneklerden hangisi denilsede yada herhangi baska bir açıklama bile gelse işte o zaman hem klüp, hem taraftar, hem yöneticiler ve hemde teknik kadro ile oyuncular rahatlayacaklar ve islerine daha iyi konsantre olacaklardır.

Cumhuriyetimizin en verimli dönemleri neden ilk 15 yıldır? Sadece Atatürk halen sağ oldugu için mi? Hayır. Çünkü 1. 2. ve 3 beş yıllık kalkınma planları olduğu için ve bunlar sabırla, azimle uygulandığı için. Yoksa plansız programsız yapılan her işin sonu ya gelmez yada verimsizlikten yıkılır gider... Tıpkı 5 senede alınıp gönderilen 60 küsur oyuncu gibi...

Sonuç olarak, yarın 90 dakikanın sonunda suya bizde batabiliriz, yada suya battı Portekiz de diyebiliriz ama bizim için önemli olan şey bu seneki hedefimizi belirlemek ve önümüzdeki senelerin hedeflerini ortaya koyarak bu yolda ilerlemektir. Tüm bu argümandan kendi kendime çıkarabildiğim yegane sonuç ise Schuster dayı ile en az 5 yıl kontrat yapılmasıdır. Hemde sezon sonunu hiç beklemeden, hemen devre arasında... İşte o zaman Değisim, Şimdi! Sloganı bizim için de geçerli olacaktır.

2 comments:

AcıbadeM said...

Havlular gelsin havlular... :)

Gurbet Kartalı said...

Bu maca inat yapmadim hocam.. Son zamanlardaki yukselen totem eksibesiktasta mac postlarini jessienin acmasiydi... Bu suya dusunce hic gerek gormedim acikcasi...

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...