October 19, 2010

Rijkaard'ı Savunmak...



Bu blogda genellikle Beşiktaş dışında, özelliklede Türkiye içinden herhangi başka bir klübün iç sorunları ile ilgili pek yorum yapmamaya özen göstersemde, bazen bir futbolsever olarak bende gündemdeki konular üzerine bir iki kelam etmek istiyorum doğrusu.

Aslında bu konunun sonu bizim Schuster Dayı ile çok ilintili, anlayana tabiki...

Görünen o ki, eli sıkı Adnan, tazminat için gerekli parayı bulabilirse Rijkaard ve ekibini kapının önüne koymak için gün saymakta. Sonunda söyleyeceğimi en başında söyleyeyim. Rijkaard bence bu takımın başında kalmalıdır. Gitmesi gereken birileri varsa, onlarda Adnan Polat ve yönetimin ta kendileridir. Siz bu adama ne verdinizki ondan ne bekliyorsunuz?

Galatasaraylı arkadaşlarımla birer birer konuşuyorum, çoğu bu adam hoca değil deyip duruyor. Onlar ki Rijkaard'ın geldiği günler gözlerinin içi çakmak çakmak olup haklı olarak çok tatlı hayallere dalmışlardı, şimdilerde ise acı gerçekle yüzleşmisçesine sinirli ve üzgünler. Taraftar gözünden bakılınca elbetteki hiçbir taraftar üzülmek istemez ve klübünün her daim başarısını ister. Gelgelelim objektif olarak bakacak olursak, her takımın her sene şampiyon olamıyacağı da kati bir gerçek ise, o zaman en azından bizim ligimizde her yıl onlarca başarısız takım olması da kaçınılmaz değil midir? En azından bu mantık çerçevesinden bile bakılacak olunursa Rijkaard'ın başarısız olduğu en azından ligde bir önceki seneden daha iyi bir derece elde etmesi ile söylenemez. Avrupa macerası bu sene çok trajik bir şekilde bitmiştir, ki bu sadece galatasarayın değil, tüm Türk takımlarının, klüp ve milli düzeyde çöküşlerinin bir parçası olduğundan normal karşılanmalıdır. Geçen sene elenilen takım, kılpayı ellerinden kaçmış, ve o takım Avrupa Ligini kazanmıştır.

Hatırlatma babında tekrar soruyorum: Yönetim olarak bu adama ne tür bir malzeme verdiniz de bu adam size iyi bir sonuç vermedi? Kimse ya işte geçen sene Arda, Kewell, Baroş, Elano, Keita, şu, bu, falan, filan süper yıldızlar elindeydi ama beceremedi demesin. Geçen sene galatasrayın yaşadığı sakatlıkların bir benzerini biz Beşiktaşlılar bu sene yaşıyoruz. Baros'un 3 aydan fazla sakatlanması, Kewell'ın bir oynayıp bir sakat olması, Keita'nın, Jo'nun disiplinsizlikleri ve elde forvet yokken arkasına teneke takılarak yollanan Nonda'nın yerine kimsenin alınmaması, -ki şampiyonluğun belkide onlar açısından kaybedilmesinin en baş sebeplerinden biridir- Rijkaard'ın elini kolunu bağlayan pekçok etkenden sadece birkaçıydı. Bunun üzerine, Türk oyuncular ile yabancıların arasında ister istemez yaşandığını duyduğumuz soğukluk üzerine takımın havası bozulmuş ve hedefe kilitlenen bir takım yerine günü kurtarmaya yönelik hamleler ile bezenmiş bir takım hüviyetine dönülmesini hep beraber gördük. Belkide Türklerin parası verilmezken, yabancılarınki tıkır tıkır ödeniyordu, ve nede olsa Rijkaard da bir yabancıydı, bu soğuklukların ana sebeplerini bilemeyiz. Skibbe'yi göndermek adına yapılan ilk hamlelerden biri olan yardımcılarını budama operasyonunu bir başka marka isim olan Neeskens yüzünden Rijkaard'a yapamayan yönetimin bu seferki çaresi ise istenilen düzeydeki topçuların alınmaması olmuştur. Kim ne derse desin, Milli takımın defansı bizde diye böbürlenen galatasaray yönetimi, milli takımın gerçek halini görmezden gelmeye devam ederken, elindeki Mehmet Topal gibi bir değeri, Keita gibi (çirkefde olsa) kaliteli bir başka değeri satma yoluyla takımı zayıflatmış, Elano'yu satmaya kalkmış ama beceremeyerek oyuncunun belkide klübe küsmesine sebebiyet vermiştir. Yapılan transferlerin kalitelerinin tartışıldığı günlerde ise bu transferleri Adnan&Adnan Co.'nun yaptığını herkes ayen beyan bilmektedir. Cana, Pino bu takımın topçuları değillerdir. Gökhan Zan, Serdar Özkan bu takımın topçuları değillerdir. Rijkaard'ın elindeki malzeme bu işe şu günlerdeki hararetli tartışmalara yol açan sonuçların çıkması ise kaçınılmazdı diye düsünüyorum. Bu saatten sonra herkes fener derbisine kitlenmesi gerekirken, büyük bir ihtimalle gerçekleşecek hoca ayrılığından sonra gelecek kişi kim olursa olsun, suni bir şahlanmadan sonra gerçeklerle yüzleşecek, enkaz devraldım edebiyatı yapacak ve devre arasında çeşitli transfer isteklerinde bulunacaktır.

Buralara gelene kadar yapılan hatalar varsa ve bunları oranlamak gerekirse, ben Rijkaard'ın %10 ila %20 arası hatası olduğunu kabul ederim, ki bu bile normaldir. Ama geri kalan hatanın tümü yönetime aittir. Barcelonada yakaladığı muazzam başarıların toplamında bile %59'luk bir galibiyet oranı varken, şu anda galatasarayın başında %55'lik bir galibiyet oranına sahip olan Rijkaard'ın kuyruğuna teneke bağlamak en azından Türk futbolu açısından bizi ileriye değil, geriye götürmekten başka birşey yapmaz. Değerli galatasarylı Nevzat abimin de belirttiği gibi rakip oyuncuların tamamı karşı yarı alandayken, yani kendi yarısahalarındayken, orta sahaya yakın bir çizgide halen ofsayt çizgisi kurmaya çalışan Servet denen bir oyuncuya sahipseniz, yapacağınız pek bir şey yoktur.

Ben sonuç olarak Rijkaard kalmalı diyor ve devre arasında yapılacak gerçektende kaliteli transferler ile başarılı sonuçların alınabileceği kanısındayım, ama her zamanki gibi klüp başkanlarımız hep haklı, hocalarımızın, futbolcularımızın ve taraftarın hep suçlu olduğu bir ülkede böyle bir beklenti içerisinde olmakda ütopik bir beklentiden öteye gidemez diye düşünüyorum.

Şimdi madalyonun diğer yüzüne bakıp Schuster Dayı ile ilintili olan kısmına geldiğimizde, kendisinin de en azından önümüzdeki sene benzer bir sorunla başbaşa kalmasını pekala mümkün görmekle beraber sevgili! yöneticilerimizin yine milleti uyutarak hatayı tamamen hocamızın üzerine yıkması ile benzer bir hazin son olmasından endişeliyim. Evet Guti geldi, evet Q7 geldi evet sakat olan Tekke geldi, evet, herkesin çok iyi dediği ama bence takımın oyununu yavaşlatan ve performansını düşüren Aurelio geldi ama tüm bu oyuncular şu anda takıma malesef sakatlıklarından dolayı herhangi bir katkıda bulunamıyorlar. Takımdaki düşüşün ve belimizin bu aralar bükülmesinin nedeni olarak bu sakatlıklar gösterilsede, Schuster Dayının taktiksel inadının bence yaşadığımız yenilgilerdeki payları yadsınamayacak düzeyde. Yinede bu sene 2 yiyip 4 atmayı, 3 yiyip 5 atmayı hedefleyen Beşiktaş seyircisi hali hazırda durumdan memnun gözüksede, önler iyi ama arkalar ı-ıh misali defansa da kaliteli bir iki takviye yapılmadığı sürece akibetimizin pekde parlak olmayacağını söylemek daha realist bir yaklaşım olsa gerek.

Biz bu hocaları buraya getirdiğimizde birşeyleri unutuyoruz, sanıyoruzki onların elinde birer sihirli değnek nereye giderlerse o takımı anında galaksinin en süper takımı yapacaklar. Evdeki hesap hiç bir zaman çarşıya uymadığı içinde suçu hocayı getirenlerde degil, ama ya hakemlerde, ya hocalarda, yada futbolcularda arıyoruz. Nede olsa başkanlar ve yöneticilerin hepsi sütten çıkmış ak kaşık... Halbuki kimisi seyrantepenin rantıyla uğraşırken, digeri fulya'nın gelirlerini kırdırmakla meşgul oluyor, bir öteki kendi yaptırdığı villaları kendi klübüne satıyor, bizlerde bu masalı hergün dinlesekde kendimizi bir şekilde farazi gündeme kaptırmayı çok seviyoruz.

Futbol basit bir oyun. Bu basit oyunda iyi oyuncuların ve iyi hocaların varsa başarılı olursun. Birinden birisi olmazsa başarının gelmesi çok ama çok zor olur. Ligimizdeki iyi oyuncuların ve hocaların sayısı zaten iki elin parmaklarını geçmeyecek kadar az, bir de elimizdekileri de göndermeye kalkarsak, o zaman yıllar öncesinde sadece TRT2'de perşembe akşamları yayınlanan avrupadan futbol özetlerinin şimdiki versiyonlarını izleyip çekirdek çitlemek en iyisi olacaktır.

0 comments:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...