
Bir önceki postta ne kadar inşallahla maşallahla ile bezediğimiz temennimiz varsa hepsi boşa gitti. Hem kendi evimizde yine yenildik, hemde Ferrari ve su an için durumunu bilmediğim Holosko'yu sakatlıklara yeni birer kurban olarak verdik. Bizde kurbanlar ikişer ikişer gidiyor maşallah...
Ben demiştim demeyi hiç demek istemezdim ama herkesinde öngördüğü gibi, maçın bizim açımızdan nasıl geçeceği Tabata'nın veya onun pozisyonuna sızacak Ernst veya Necip'in performansına bağlıydı ve sağolsun Tabata beklentilerimizi hiç boşa çıkarmayarak, bize geldiği günlere binlerce lanetler ettirerek maçı ve bizi bitirdi. Her şeyi bir kenara bıraktım, bir oyuncu kazma diye tabir edilen bir oyuncu olabilir, oyun zekası denen şeyden eksik olabilir, fizik olarak güçsüz olabilir, ve tüm bunlara rağmen nefesi yettiğince mücadele edip tüm diğer eksikliklerini kapatma uğruna bir ciğerini heba etmeye razı olduğunu tribünlere gösterirse sonuç ne olursa olsun o topçu bizim her daim baştacımızdır. Gelgelelim Tabata efendi kendini yere attığı an benim gözümde bitmiştir. Tıpkı geçen hafta beni utandıran Toraman gibi, hiç bize yakışmayan yanar döner işlere başvuran Tabata'ya burada yazamayacağım pek çok şeyi söylediğimden emin olabilirsiniz. Haa destek mi? Ben böyle topçuya destek olmam arkadaş.. İki kere iki dört, bu kadar basit ve net. Üçkağıtçı topçu bu takımda olmasın... Nitekim bu tribünler sezon başında Nihat'a homurdanmaya basladıkları pozisyonların başlangıcı ceza sahasında kendini yere attığı bir pozisyondur. Bırakın şu topçular şu takımda değil 11'e, 18'e bile girmesinler, Şeref dediğimiz mabedimizi daha fazla kirletmesinler...
Bu çirkeflik yorumundan sonra oyunun teknik ve taktik kısmı zaten pek bir önemini yitirmiş oldu. Gerek sakatlıklar gerekse formsuzluklar ile iyice beli bükülen takıma birde Hakan Arıkan faktörü eklenince, İlhan İrem'den olanlar olmuş şarkısı zaten kulaklarda çınlamaya çoktan başlamıştı bile... Maç içinde Hakan'ın yaptıkları geçen sene yine bir Manisa maçı ertesinde Korcan'ın harcanması ile sonuçlanan hataların en az iki katı idi. Ne ayağına top dolandırmalar kaldı, ne yan toplar kaldı, hata üstüne hata ile panter gibi olacağına, pısırık bir kediye dönüştüğü her halinden, ve yüz ifadesinden maç boyu rahatlıkla okunabiliyordu... Maç içinde kendisine başlanan tepkilerin belkide aynısını bende ekran başında vermeye başladım. Ama aynı zamanda ona sahip çıkılması da beni bir o kadar utandırdı desem yalan olmaz. Doğruya doğru, Hakan oynayarak değil biraz dinlenerek kendine gelen bir kaleci tipi. Umarım Porto maçında biraz dinlenme fırsatı bulur kendisi.
Saha içinde son dakikaya kadar mücadele eden tüm futbolculara boynumuz kıldan ince, onlar hepimizin baştacı. Ama rakip kim olursa olsun siz sahada iki-üç oyuncunuz yokmusçasına mücadele ediyorsanız, zaten kazanma oranınızda bir hayli düşük olur. Bahsettiğim isimler, Tabata, Hakan, oyuna girdikten sonraki Holosko ve birazda el bombamız Toraman...
Ernst bu takımın kralıdır, Necip'te prensi.. Kim ne derse desin, isterse maradona gelsin, Ernst isterse ve diger herkesin açıklarını kapatmaktan yorgun bitap düsmeyipde skora birazcık katkı yapabilecek duruma gelse biz her maçı rahat alırız. Yeterki adama birazcık yardımcı olacak oyuncular olsun. Bu yüzdendirki yıllardır gıcık olduğum Nobre bile mücadelesi ile gelip orta sahaya yardım etmeye başladığında gözümüze daha bir şirin gelmekte.
Onur Bayramoğlu ve Schuster'e ayrı bir paragraf açmak gerek. Onur bu takımın gelecekteki en önemli silahlarından birisi olabilir. Şu hali ile 10 kişi kaldığımız dakikalarda oyuna girip takımı canlandırabiliyorsa keşke Tabata'nın yerine ilk 11'de başlasaymış demeden edemiyor insan. Ki bunuda bir önceki postta da belirtmiştik, ne yazıkki Schuster o kadarıda riskli olur düşüncesi ile maça onunla başlamadı. Nedense geçen Trabzon maçında son dakikalarda oyuna girip oyunu bir bakıma çevirmesi beklendi, ve bu akşamda öyle bir beklenti içine girildi. Her ne kadar sonuç basarısız olsada, daha çok dakika aldığı takdirde, bu işin üstesinden geleceğinin sinyallerini çok açık şekilde verdi... Düşünsenize maç boyunca Bobo'ya gelen tek ara pas 85. dakikada kendisinden geldi yanılmıyorsam. Ayrıca yine seyircinin teşvik edip alkışladığı yandan auta giden bir şutu da var. Biraz daha zaman alması lazım, gerisi zaten Necip ve Cenk örneği gibi kendiliğinden gelecektir... Schuster Dayı inşallah bu kadarını görebilmiştir.
Vel hasıl yine olan oldu ve ligde hiç de istemediğimiz bir pozisyona doğru yavaş yavaş sürüklenmekteyiz. İleride sistem ha oturdu ha oturacak diyerek büyük bir bekleyiş içerisinde olsakda ben yinede optimist olamıyorum. Bu takımın şampiyon olabilmesi için önümüzdeki bir kaç hafta için çok iyi bir seri yakalaması, ve devre arasındaki kampı çok iyi değerlendirmesi gerekiyor. Ligin 4'de 1'i bitti ve durum hiç açıcı değil doğrusu. Haa oynannan oyundan memnunmuyuz? Evet, genel kanı bu yönde ama devre arasında 15 puan farkla lige çoktan havlu atmış bir Beşiktaş ikinci yarı ne kadar konsantre bir takım olabilir, orası da muamma. Lamı cimi yok, bu takım, Kayseri, Bursa ve Galatasarayı ilk yarıdaki maçlarda yenmek zorunda...
Not: Ernst Pankartı tek kelime ile Mükemmel! yapanların ellerine sağlık...

0 comments:
Post a Comment