September 29, 2010

Total Futbol vs. Totem Futbol

Total Futbol mu, yoksa Totem Futbol mu? Aslında çok basit bir soru cevap ile geçiştirilmesi gereken ve 21.yüzyıldaki insanoğlunun bunca zamandır bilgi ve birikimlerinden yola çıkarak, üzerine edinmiş olduğu bilimsel tecrübeleri de ekleyince verilecek cevap pek tabikide kaçınılmaz oluyor. Total Futbolu uygulayabilen ve gereklerini harfiyen yerine getiren takımlar çok büyük bir başarı oranına sahip oluyorlar.

Tabi birde topun sizi sevmesi lazım, değil mi? Zaten bu masumane ve yüzlerde hafif bir tebessüm uyandıran bu "topun sevmesi" terimi ile beraber, biz futbol izleyicileri bir anda yukarıda bahsettiğimiz yüzyıllar süren ve belli bir genetik evreden geçmiş bilgi birikimimizi bir anda unutuverip, belkide futbolu en çok sevme sebeplerimizden birisi olan çeşitli mistik olaylara girişiyoruz.

Kimimiz kale ağzından kaçan bir golü forvetin "kazma"lığına, yada kalecinin "dev"leşmesine bağlarken, kimimiz ise "timing" denen faktörün bahsi mevcut pozisyonda en etken olgu olduğuna kanaat getirerek, bir saniye önce yada sonra vursaydı kesin goldü diye serzenişlerde bulunabiliyoruz.

Halbuki son yıllarda pekde moda olan bilgisayar teknolojsi ile, saatteki hızı 50 km. olan bir ortaya yükselen bir futbolcunun, zamanlama hatası yapmaması için şu saniyede, yerden şu kadar zıplaması ve topa şu saniyede, 37 derecelik bir açı ile vurması, göreceli olarak kalecinin bulunduğu pozisyon ve reaksiyon zamanı ile gol oranının vs vs vs... olarak açıklanabilen, bilimsel ve kati fizik kurallarına uygun derlemelerde yapılabiliniyor.

Pek tabiki çoğunluğumuz şu matematik ile fizik olayını bir türlü sevemediğimizden, bu tür açıklamalarda pek hoşnut olmuyor, yada "rating" yaratmıyor. Bize şut çekilecekken kaleye olan mesafe yeterli, yada barajın tamda açılıp açılmamış olması bizi daha çok ilgilendiriyor. "40 metreden koydu olm!" yada " abi baraj çok yakındı" yorumları çoğunluğun daha kolay anlayabileceği ve benimseyeceği şekilde yapılabilecek en güzel yorumlar...

Tabi tüm bu yukarıda saydıklarım ve örneklemelerimden yola çıkarsak, vede kendimce bir özeleştiride bulunacak olursam, ne kadar az eğitim yada bilgi, o kadar çok keyif yada bağlılık gibi bir sonuç çıkması kuvvetle muhtemel oluyor. Biraz reklam olacak ama benim gibi iki üniversite bitirmiş bir insan evladının kendi yazdıkları ile neden böyle bir sonuca doğru yol aldığını anlayabilmek de ayrı bir olay olsa gerek...

Yoksa hepimiz Noat'ı seviyoruz. Onun taktiksel dizilişlerdeki yalın ve anlaşılabilir anlatımı pek çok gönlü fethediyor elbetteki. Tabi bunda İbrahim Altınsay'ın dil bayramı ile ilgili yazısının da gayet açık ve seçik etkileri var. Yani kendini ne kadar iyi anlatabiliyorsan, kelimelerini ne kadar iyi seçebiliyorsan o kadar iyi olursuna geliyor isin sonu...

Evet, fazla dağıtmayalım, Total Futbol güzel bir şeydir, mucidi Rinus Michels de iyi adamdır. Ama bana göre Total Futbol, Q7'nin kaptırdığı topu kapmak için 70 metre geriye depar atmasıdır. Guti sağ arka adalesindeki hafif bir çekmeden dolayı dinlendirilmesi gerektiğinde onun yerinde oynamasa bile onun işini yapan Ernst'in ara paslarıdır. fener deplasmanında sağbekte oynayan Üzülmez'dir. Yani kısacası işler iyi gittiğinde Total Futbol'dan iyisi yoktur, ama kötü gittiğinde ise Total Futbol'un adı Denizli'nin Tavşanları olur ve benimde pek çok kez dahil olduğum o niye burda oynar, bu niye burda oynar tartışmaları çıkar.

Tabi birde madalyonun öteki yüzü vardırki, sormayın gitsin. Rakipler pozisyon üstüne pozisyon bulur ama bir türlü gol gelmez, sen bir atak yaparsın golü atarsın. Yada 1-0 önde götürdüğün bir karşılaşmada, Total Futbol'un eseri sağaçık oyuncun, sağbekte oynar, neredeyse kalecinle çarpışır ve golü yersin. 90. dakikada galibiyet golünü atarsın, ve uzatmanın son saniyelerinde 1 metreden rakip oyuncu Deniz topu auta atar... Girmeyince girmiyor kardeşim :)

Sanırım ben her ne kadar Total Futbol izlemek istesemde, eninde sonunda Totem Futbol'a inananlardanım. Herkesin totemi pek tabiki farklı, kimisi maç sırasında yer değiştirir, kimisi muskasını öpüp durur, kimisi ekşibesiktaş maç postlarında yandık bittik nidaları atar...

Bana gelince ben her maçımızda rakip takımın renklerinden derlediğim bir havlu kombinasyonunu asıyorum. Büyük olan havlu -imkanlar dahilinde- genelde rakip takım için söylediğimiz ilk renk oluyor. Mesela bu hafta sonu Trabzon maçında büyük havlu bordo, küçüğü ise mavi olacak. En azından kafamda tasarladığım bu. Belediye maçları için hala bir turuncu havlu alamadım, bu yüzden herkesten özür dilerim. Sezon başı rehaveti olsa gerek, ikinci yarı maçına kesin temin etmiş olacağım. Bana göre bu totem son iki sezonda %95 başarılı oldu ve yenemediğimiz maçlarda bile berabere kaldık. Öte yandan rakiplerinde sağlam totemcileri olduğundan hiç süphe yok. Mesela, Wolfsburg'dan 3 yediğimiz maçtan evvel kesinlikle Almanların totemcisi bizim Ernst'in midesini bozdu diye düşünüyorum.

Bundan başka her geçen sezon yeni totem denemelerim de olmuyor değil, mesela bu sezon hanım bana siyah beyaz bir tesbih yaptı. Maçlarda hep elimde... Pek fenada gitmiyor, kalıcı olabilir... İki sezondur salondaki kitaplığın üzerinde olan kartal büstünü her maç öncesi kontrol ederim, güneşin doğduğu yöne bakmasına özen gösteririm, üzeri aydınlık olsun diye... Eminim ki kendimin bile henüz farkına varamadığım çeşitli diğer totemlerimde mevcut, ama maç günleri kafa yerinde olmadığı için ilk başta hatırlayabildiklerim bunlar. Ha birde, maç öncesi bir forma seçerim, eğer onu tutturduysam içim daha bir rahat olur, bu tabi biraz daha önceden kestirilebilir gibi. Mesela yarın siyah formamızı giyeceğim, bakalım bizimkiler ne giyecek?

Tüm bunları yazdıktan sonra yarınki maç için totemimizin de yerini aldığını belirtelim... Benim totemlerim bunlar, ya sizin?

2 comments:

Gurbet Kartalı said...

gorunuse gore formayi tutturduk, hadi hayirlisi... :))

Gurbet Kartalı said...

2-1 aldik... :)) Halen totem futbola inanmayan var mi?

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...