
Sezonun ikinci galibiyetini geride bırakırken, halen ve inatla skor olarak tatmin oluyor fakat oyun olarak tatmin olamıyorum. Daha ne istiyorsun birader, gelene geçene 4 atıyoruz işte diyenleriniz çıkabilir ve pekala birbirinden geçerli ve haklı sebepleri sıralayabilir. Gelgelelim Karabük deplasmanında yine görüldüki bizim takım bu sene çok poziyonlar verecek ve clean sheet olmayan maçımız pek az olacak gibi. İster bireysel hata olsun, isterse önde kurulan savunma her maç en az 4-5 pozisyon veren bir takım elbetteki gol yemeye mahkumdur. Yada Helsinki deplasmanındaki gibi Futbol Tanrıları Cenk'in her iki omuzunda olduğu günler 300 dakika top oynasanız gol yemezsiniz, ama buda tamda iki hafta sonra papazın çayırına gidecekken her zaman papaz pilav yemez sözünü akla getiriyor...

Önde kurulan savunmalar için çok çevik ve hızla geriye dönebilen stoperlere ihtiyacınız bulunmakta. Bizde de bu nitelikte bir futbolcu yok gibi. Kanımca Recep Çetin'in çevikliği ve hızına sahip bir stopere ihtiyacı var bu takımın, yoksa yukarıda da bahsettiğim gibi her maç 3-5 pozisyonla yürekler ağza gelecek bu kesin. Bazı maçları çevirebilecek, bazılarında ise Belediye sendromu yasayacağız bu da başka bir kesin öngörü olsa gerek.
Evhamlarımızı baştan yazıp şu güzel pazar gününün şu güzel şehrinde skor açısından güzel geçen maça gelirsek eğer, skordan çok yine oynanan oyunu tartışmadan edemeyiz herhalde. Daha maçın başında bireysel hatadan yenen bir golle, avrupa maçı ertesi sendromunu yaşamaktan korkanların -ki buna bende dahildim- "aha korktuğumuz başımıza geldi" demesine rağmen, Nobre'nin 2 golü ile öne geçmesini bildik. Yine futbol tanrılarının yanımızda olduğu bir gün olsa gerek, yoksa Nobrenin bir maçta bırakın 2 gol birden atmasını çerçeveyi bulması bile başka türlü izah edilebilir birşey değil çünkü. Bu arada ikinci golde Nobre'nin rakibe künde attığınıda belirtmezsek çok ayıp etmiş oluruz. Tıpkı Q7'nin penaltısında biraz şüphelerimizin olduğu gibi.
Q7 demişken, hakikatten bu adam bizim ligimize fazla bir adam galiba. Ben yinede derbi olarak nitelendirilen maçlardaki performansı ile UEFA maçlarındaki performansını çok merak ediyorum açıkçası. Gerçi kendisine Schuster tarafından verilen serbestlik tam da onun oyun stiline uyuyor. Önünde iki hatta bazen üç kişi kademeye girince hemen kanat değiştirip kendine boş alanlar çıkarıyor. Hızlı driplingleri zaten anlatılmaz, yaşanır cinsten. Allah kendisini kazadan beladan saklasın, AMİN!...
Sonuç olarak, Tabata'nın Delgado'nun gitmesi ile sanki biraz daha rahatlamış göründüğü, Necip'in yine güzel bir assist yaparak hergün üzerine birşeyler kattığını gördüğümüz bir maçı geride bıraktık. Sevgili Karabük halkına ve emekçilerine buradanda kucak dolusu selamlar olsun, bir takım bu kadarmı sempatik olur, bu kadarmi centilmen olur? Adeta deplasman dersi verdiler. Umarım uzun yıllar süper ligde kalıcı olur ve ligimize renk katmaya devam ederler...
Emenike? Bence Nike durmasın hemen sponsorluk versin emeNIKE'ye...



1 comments:
sponsorluk çağrışımı süper olmuş :)
Post a Comment