
Bu maçın ardından o kadar çok başlık atılırki, hangisini yazsanız taş gediğine her defasında oturur.
Birincisi atamayana atarlar olmalı herhalde. Daha ilk 5 dakikada yüzde yüzlük iki pozisyon kaçıyorsa, ilk 20 dakikada maçın normal şartlar altında 3'lük olması gerekiyor ama gol bir türlü gelmiyorsa bu başlık çok manidar olmaz herhalde. Ikinci golün bile öncesinde malum kazmalarımızın kaçırdığı, hatta her defasında birbirlerine girdiklerini görünce Belediyenin 2. golünün gelmesinin artık kaçınılmaz oluşunu hep beraber gördük.
Ikinci başlıksa balon söndü olabilir. Ki bence bu maçta alınması gereken en acıklı ders bu olmalıdır. Yıllardır lige hep şampiyon başlayan renklilerin aksine bu sene topyekün renkli medyası dahil bizi baştan şampiyon ilan etti. Camia sırf iki dünya yıldızı alındı ve üçüncüsü yolda diye daha afedersiniz tüyü bitmemişlerle beraber, kendi futbolcusuna saydırıp sövmeyi taraftarlık zannedenlerle bir olup, kendini bilmez bir şekilde ağzından salyalar saçıla saçıla bu sene kesin şampiyon biziz diyerek düşünüp taşınmadan yapılan haykırışlar arasında lige başladık. Bu balonumuz elbet bir yerde patlayacaktı, ben şahsen fener deplasmanında bekliyordum bu yenilgiyi, şimdi olduğu için ayakların artık yere daha sağlam basacağını düşünerek biraz daha mutlu sayılırım.
Bu durum bizi pek tabiki olası üçüncü başlığa bağlıyorki o da bir musibet, bin nasihatten iyidir atasözümüzden başkası değildir. Evet bir musibetimiz Plzen deplasmanının ilk yarısında olmuştu ama, herkes gibi sezon başıydı, takım oturacak, hoca tanıyacak, gak guk edip geçiştirdik. Bu takım kaç seneden beri oturtulmuş olan topun rakipte olmasına müsade eden oyun şablonunu elbette bir günde silip, yerine herkesin izlemek istediği şekilde topu her daim kendisinde isteyen, sıkı pres yapıp kanatlardan, ortadan her yandan devamlı hücum eden bir şablona geçmek elbetteki çok zordu, zor ve daha çok zor olacak. Elbetteki şu özlediğimiz düzene geçene kadar bu şekilde sonuçlarda alacaktık ve bu gece bunların ilki oldu. Inşallah sonuncusu olur desekde, görünen köy klavuz istemez misali bizim bu senenin ilk yarısında yarıştan kopma ihtimalimiz daha ağır basıyor gibi, inşallah yanılıyorumdur...
Schuster'e itimatım kişisel olarak tam. Hoş, benim ona futbol bilgisi yada dersi vermeye hiç bir zaman bir haddim olmayacaktır o ayrı bir konu. Ama sevgili Şairler Parkında bu gece betimlendiği gibi, asıl şimdi hoşgeldin hocam demek sanırım pekde yanlış olmaz. Biz bu filmi geçen sene Rijkaard ile görmüştük. Onlar şanssızdılar çünkü ligin başında şanslıydılar. 7'de 7'ler, 8'de 8ler ile yola devam ederken kimse ileriyi onlara göstermedi. Biz hiç olmazsa ofsayt taktiğine iyi çalısan bir takımın bizi her maç perişan edebileceğini açık ve seçik bir şekilde görebiliyoruz...
Şu maçın ilk golünde herkes Ferrari'ye yüklensede, bence o pozisyonun asıl kahramanı adamını kaçıran yetersiz bek Erhan Güven'dir. Top üstünden geçip giderken gözlerinin içine ışık vurmuş ren geyiği gibi kalakalıyorsa, değil Ferrari, oto sanayiden modifiye edilmiş, Supra'lar, Impreza'lar bile yetişemezdi kaçan adama.
Önemli bir not'da yıllar evvel Euro 96'da sanırım, Alpay'ın 40 metre takip edip'de düşürmediği rakibi bize golü atarken, Alpay fair play ödülü almış ve neredeyse kahraman ilan edilmişti. Ferrari ise bu pozisyonda yerden yere vuruluyor, halbuki oda rakibe hafif bir şarj yaptı ve istese adamı dümdüzde edebilirdi. Ama yapmadı, hani nerede fair play tellalları?
Bizim planımız her maç için aynı aslında. Ilk 20-30 dakika rakibe nefes aldırmayan bir şekilde saldırıp işi bitirmeye çalışmak. O top bir türlü çerçeveyi bulmazsa, yandı gülüm keten helva. Ernst garibim, orta sahada maçtan kopup dili bir karış dısarıda adam kovalarken bir anda dursa ve Delgado'ya şöyle okkalı bir tokat atsa gayet güzel olurdu ama bir türlü kibarlığını bozmuyor bu alman kardeşimiz.
Oyuncu değişikliklerine gelince, bir kazmayı çıkarıp Guti'yi alıyoruz, hah tamam simdi diyoruz, ama bu sefer diğer kazma olan Tabatayı alıyor üstüne Kazmaların kazması Nobre ile mükemmel bir sos hazırlıyoruz. Eee bir takımda iki dünya yıldızı olabilir, ama kazmaların sayısı, (Nobre, Tabata, Holosko, Erhan Güven) yıldızların sayısından fazla olunca bu şekilde gelen sonuçlarda kaçınılmaz oluyor.
Belediye takımını hem tebrik etmek, hemde serzenişde bulunmak lazım. Tebrik etmeli çünkü onca sakatlarına rağmen yinede güzel bir oyun ortaya koyup, fizandaki çocuğun bile haberdar olduğu önde savunma kurma zaafını iyi değerlendirdiler ve sonuca ulaştılar. Yani bir bakıma adamların ölüsü bizi yenmeye yetti. Serzenişde bulunmak gerekirsede, hafta boyunca hiç mi ofsayt taktiğine çalışmadınız diye sormak lazım. Doğru dürüst üç pas atsalardı, yada ileri uç elemanları çizgide durabilmeyi becerebilselerdi bugün 5'lik olmamız gayet olası bir sonuçtu. Yinede tebriklerimizi esirgemeyelim.
Seyircimiz her ne kadar mükemmele yakın bir ilk yarı geçirsede, ikinci yarının başında sanki onlarada bir haller olmuş, gelmeyen golle birlikte ve yedigimiz gole kadar tiyatro izlemeye gelen bir topluluğu andırdılar. Demirören'in dedikleri bir bir çıkıyor aslında, temizleye temizleye bilinçsiz seyirci topluluğuylada tanışmaya başladık bu sezon. E tabi bunların hepsinin sebebi flaş transferler, büyük beklentiler ve futbol cehaleti ile hemen kendimizi dev aynasında görüp bırakın şampiyonlukları uefa kupalarını bile aldık sanan bu güruhun stada dolmaya başlamasıdır. Nitekim Beşiktaş'ın çocuğu Nihat diye tempo tutan bir azınlığa karşı, yapılan protesto ve küfürler bariz bir şekilde herkesin kulağına gitmiştir herhalde. Gündoğdu bile 85. dakikada degil 90 artılarda hasbel kader söylenmişse bu işte bir iş var demeden olmaz zaten...
Evet, değişiyoruz, kabuk değiştiriyoruz ve tüm bunları akıl almaz bir hızla yaşıyoruz. Sadece saha içinde değil saha dışında da bu değişimi yaşıyoruz. Korkarım yakında pek çok aktif Beşiktaş'lı kendi kendisini pasifize ederek bir savunma mekanizması oluşturacak ve herkes ne hali varsa görsün moduna erişecek. Işte o gün Beşiktaş'ın bittiği gündür derim. O günün tohumları zaten, kapalının çatısında olması gereken üzerimden eksilmesin bayrağımın gölgesi pankartının yerine ikidir üç kuruşluk sponsor reklamları dalgalanıyorsa, bir Türk bayrağının ayaklar altına alınmasının ne kadar hassasiyet uyandırdığı bir memlekette BeşiktaşJK yazısı orta sahanın yanında herkes tarafından çiğnenip geçiliyorsa, her konuda hassas olan bir taraftar topluluğu 17 Ağustos'u unutuyorsa zaten değişim şimdi sloganları atan sahte adayların istekleri ile yavaş yavaş atılmış gibi...
Nereden nereye geldik, demekki bir musibet bin nasihatten hakikatten daha iyiymiş. Inşallah kısa sürede toparlanmamız hem saha içinde hemde saha dışında gerçekleşir.
Bu arada unutmadan, Robinho gelmesin kardeşim, ben istemiyorum Robinho Mobinho, bana her maç yüreğini ortaya koyan Q7 yeter. Yeterki Nobre, Tabata, Delgado, Erhan Güven gitsin. Yerlerine alt yapıdan genç kardeşlerimiz oynasa en az onlar kadar iyi olur... Bir Onur Bayramaoğlu'muz var bence en az bir delgado bir tabata kadar oynar, yeterki Necip kadar şans verilsin... Necip demişken, halen bu çocuktan şüphesi olan varmı? Bugün sahada o yoktu takımda öyle... Bizim Gerrard'ımız olmaya doğru gidiyor bu çocuk demedi demeyin...




0 comments:
Post a Comment