December 31, 2009

Çim üstünde 31 yıl


Arild Stavrum'un sanırım kendi hayatındaki kesitlerdende esinlenerek yazdığı bir roman. Bulabildiğim kadarı ile şu anda sadece Norveçce.. Türkçeye yada bir başka dile çevirisi yapılırmı bilinmez. Olursa okumaya değer sanırım...

Mutlu Yıllar!


Tüm Beşiktaş camiasının yeni yılı kutlu olsun! Inşallah 2010 bize en az 2009 kadar iyi davranır ve hepimizin iyi dilekleri yerine gelir.

2010'da...
Inşallah başkan ve yönetim değişikliği olur.
Inşallah şampiyon oluruz.
Inşallah Beşiktaşımı çok güzel günler bekler...

December 29, 2009

Team of the year by UEFA


Bu benim seçtiklerim, keşke bizdende birkaç topçu olsaydı o adayların arasında ama kısmetse ilerideki zamanlara artık... Başlığa tıklarsanız oylama sayfasına gidebilmeniz lazım, yada uefanın kendi sitesinden elbetteki yönünüzü bulabilirsiniz...

Geçmiş olsun Ferrari...


Tez elden iyileş, yoksa halimiz dumandır...

December 27, 2009

Aleksandr Samokhvalov


"The girl wearing a football shirt", 1932.

December 26, 2009

Son 20 Yıl.


Hatalar olabilir, affola...
Bir iki tane resim orjinal forma olmayabilir, gerçeğini bulana kadar böyle idare edeceğiz...
Sonlara dogru pek çok resim vektör formatlı fakat düşük çözünürlüklü olduğundan yine gerçeklerini bulana kadar böyle idare edeceğiz.

Resmin üzerine tıklayın, büyük halini görün..
Iki gün uğraştım ben bununla, kıymetini bilin.. :))

Birçok resim için ErkamErkam'a sonsuz teşekkürler.

Not: Sanırım blogdaki kısıtlamalardan dolayı istedigim boyutta yükleyemiyorum... Orjinali 5000 pixele 11500 pixel, 300 dpi... isteyen olursa e-mailini yazsın göndereyim... 8 MB...

***Not 2*** Dosyanın orjinalini asagıdaki linki kopyala yapıstır yaparak indirebilirsiniz... Download ibaresi sayfanın sol asagısında...

http://www.4shared.com/file/182820435/4d396052/Layout-01.html

December 24, 2009

Haydi!


"Beşiktaş futbol takımından ibaret degildir."

Noel Baba Gerçekmiş!


Resimdekinin kim olduğunu sormayın...

Ütopya 2013...

Başkan: İbrahim Altınsay.
İkinci başkan: Feridun Düzağaç.
Futbol şube sorumlusu: Ali Gültiken.
Basketbol Subesi: Tom Davis.
Basın Sözcüsü: Yılmaz Erdoğan.
Teknik direktör: Metin Tekin
Yardımcı TD: Feyyaz Uçar
Altyapı Hocaları: Recep Çetin, Gökhan Keskin, Ilhan Mansız, Pascal Nouma.
Kaleci Hocası: Oscar Cordoba.
Malzemeci: Süreyya Soner
Stat Sorumlusu: Alen Markaryan
Ana Sponsor: BEKO
Forma Üretim: Nike
Stat: Şeref Bey Stadı. (Eski inönü). Kapasite 65.378 (2012)
.....

Vardır herkesin bir rüyası...

December 23, 2009

Insanda biraz acıma olur...


Hollanda Kupası maçı sonucu. WHC kaçıncı ligde bilmem ama insanda biraz acıma olur be Ajax...

Her yerde kar var...



Mahallenin ilk kardan adamını Beşiktaşlı yapmazsam yerimde duramazdım...

December 22, 2009

Bu orta oyunundan bıkanlar parmak kaldırsın.

Alışmışız birkere; "biri gelsin bizi kurtarsın", ya yanında şakşakçı olalım, yada "abi bu adam işi biliyor" diyerek karışmayalım. Birde en feci bir durum varki, o da belli bir güce sahip olduğunu sanan insanların etrafına korku yayarak, belli bir kontrol mekanizması geliştirmesi ve uygulaması.

Yukarıdaki şu söylediğim herşey, tek tek bizim şu Züppper Ligimize birebir uymakta... Biri gelsin bizi kurtarsın mantığına baktığımızda en başta aynada kendimizi göreceğimiz aşikardır. 101. yılımızın devre arasında yöneticiliği Kıvanç kardeşle bırakıp sonra takımı ayartarak, tarihinin en kötü sonuçlarını aldıran, Bilgili'nin küfür bahanesi ilede boşalan koltuğa oturmasıyla, o koltuğun koca kıçına yapışmasının bir olduğu, sonrasında adına Yeter! diye besteler yapılan şahsiyetin yaptıkları, yapamadıkları, eziyet-i işkencesi ve kifayetsizliği, tüm açıklığı ile ortada iken "biri gelsin bizi kurtarsın" pozisyonunu baska bir takıma kaptırmak hiç ama hiç olmazdı.

Tabiki gözler hep bize kırgın olan, bir imparator, bir başkumandan veya bir diktatör olmadığı halde daha sağken heykelinin dikildiği efsane başkanımız Süleyman Seba'yı arasada, şu anda denize düşen yılana sarılır misali, "kim gelirse gelsin yeterki tüpçü gitsin" modunda bekleşip duruyoruz. Haa Murat Aksu, süper bir alternatifmidir? Bence hiç değildir, hatta en az demirören kadar facia olabilir, ama bir kan değisikliği yönetimsel anlamda elzemdir. Yani başa dönersek, "biri gelsin bizi kurtarsın", başarılı olursa "ya şakşakçısı olalım" yada "abi bu adam işi biliyor" diyelim...

Yazıklar olsun bize!

Klübüne sahip çıkamayan, dünyaya nam salmış tribün eylemleri olsa dahi klübün gerçek sahibinin her zaman için taraftarı olduğunu kavrayamayan, kendi stadında dayak yiyip buna ses çıkaramayan, bir protesto yürüyüşü bile organize edemeyen, basın-yayın herkes üstümüze çullanırken ve hatta kendi yöneicilerimiz bile; "yae taraftar taraftarlığını bilsin, diğer işlere karışmasın" diyebilecek kadar cüretkarlık ve gaflet içerisinde iken, kendi stadına potansiyel suçlu muamelesi görerek kimlik kontrolleri ile maça gitmek zorunda bırakılmasına rağmen ve yapılan tüm diğer haksızlıklar karşısında halen daha biz; "biri gelsin bizi kurtarsın" diyorsak ve bir araya gelip bu klübe sahip çıkamıyorsak hepimize yazıklar olsun!

Tüpçü gitsin, Aksu gelsin, o gitsin, Rahmi koç gelsin, o gitsin öteki gelsin... Sonu nereye kadar? Bu orta oyununu görmekten bıkmadıkmı?

Iğnenin büyüğünü kendimize batırdıktan sonra çuvaldızıda başkalarına batırmak gerekirse, bu en başta diğer iki istanbul takımı olan fenerbahçe ve galatasaray'dan başkasıda olamaz. Birinin başında ne zaman sıkışsa hakemlere, federasyona, medyaya yani kısacası herkese sallayan bir Aziz? ki bu kişi fenerin başında 10 kusür senedir var. Diğerinin başında ise bir o kadar eskiden yöneticilik yapan ve son yıllarında başkanlık yapan Adnan Polat. Hani şu 8-0'lık Ankaragücü maçında gs'nin futbol şubesi sorumlusu olan adnan polat. Aziz ise bu işleri daha sonradan öğrendiysede başarıyla uygulayabilen bir başkan pek tabiki. Hani Gaziantep karşısında devreyi 3-0 yenik kapatmışken ne olduysa ikinci yarıyı 4-3 alarak ve belkide rakibinin elinden şampiyonluğu alan bir fenerbahçe'nin başkanı. Ne demişti o zamanlar "ben şampiyonluğun sadece sahada kazanıldığını zannediyordum"...

Başı sıkışan hakemlere sallasın, gözdağı versin, federasyona veriştirsin... Geçen sene devre arasında Demirören, sonrasında Adnan Polat, ve iki hafta evvelinde Aziz Yıldırım. Kaldıki aziz beyin bu şekildeki ilk vukuatıda değil..

Delikanlı başkan Bursa maçından sonra çıkar derdiki, "zaten kazanmayı haketmemiştik. Attığımız ilk golde olası bir kural hatası vardı, ve penaltıda penaltı değildi"...

Delikanlı başkan çıkıp derdiki, "Ankaragücü'nün son dakikada attığı gol hatalı olarak sayılmamıştır, Trabzon maçındaki ofsayt pozisyonları, elle oynamalardaki devam kararları, lehimize avantaj sağlamıştır. Artniyet olmasada, yetkilileri biraz daha dikkatli olmaya davet ediyoruz"...

Delikanlı başkan çıkıp derdiki, "Olmayan bir kornerden ilk golü bulduk, olmayan bir penaltıdan da galibiyet sayımız geldi. Sahada yeterince mücadele etmemize rağmen galibiyetin bize bu şekilde gelmesine üzüldük, ileriki maçlarda inşallah böyle haksız kazançlar olmaz"...

Bunların hepsi pek tabiki şu yukarıdaki isimlerle hayal.. Onlar, assın kessin, kendi taraftarını dövdürsün, herkes ayağını denk alacak! diye bağırıp çağırsın, tehditler yağdırsın ve bizde halen aynı kafa ile olan biteni izleyelim. Bu hafta sizi nasıl yendik ama ehueehue diye kendimizden geçelim...

"Biri gelsin bizi kurtarsın" yerine birazda ucundan tutup kendimiz temizleyemezmiyiz şu fütursuzları? Yoksa çokşeymi istiyorum...

Maç nooldu abiler?

Bugün hayatımda ender şekilde izlemediğim Beşiktaş maçlarından birisi vardı. Yeni adı ile Ziraat Türkiye Kupası'nın ilk maçı. Son zamanlardaki alınan sonuçlardan ziyade, oynanan futbolun pek tat vermediği ve mücadele gücümüzün her geçen gün gıdım gıdım eksildiğini görmek beni pekde memnun etmemişti doğrusu. Ligin şu ilk maçlarında hani herkesin, "olm siz bittiniz, mahvoldunuz layn" diyerek ağızlarınn suyu aka aka, geviş getiriricesine yaptıkları yorumlarda bile bu takım sanki daha çok mücadele ediyordu. Yoksa bana mı öyle geliyor, açıklayabilen biri varsa ve izahını yapabilirse sevinirim.

Sağdan soldan, sevdiğim mekanlardan ve yorumuna güvendiğim yazarlardan okuduğuma göre, bu maçıda tıpkı Bursa maçı gibi zaten almayı haketmemişiz. Üstüne üstlük as kadro ile çıkıp, zaten kafa olarak epey yorgun takımın üzerine birde fiziki yorgunluğu eklemişiz. Tercih tabikide her zamanki gibi Denizli hocanın, ama insan Eser Gökulu'nun şurada dediği gibi, sadece üçlü çektirebilmiş bir Batuhan, bir dakika forma giyebilmiş bir Necip, sakatlık olmasa forma şansı bulamayacak olan bir Korcan gibi oyuncuları görüpde arkalarından gelen Onur Bayramoşlu, Ali Kuçik ve Can Erdem gibi oyuncuların olduğunu görünce hayıflanmadan da edemiyor doğrusu. Hadi Rıdvan Şimşek'i geçtik, sakatlığı var hatta belkide bir daha forma giyemeyecek bu klüpte. Peki diğer gençlerin suçu ne? Ne zaman ve nasıl hazırlanacak bu çocuklar? Abileri ile idman maçlarında oynaya oynaya ne kadar maç tecrübesi kazanabilirler? Son 5 yılda bilmem kaç kez kazandığımız Türkiye kupasının şu anda taraftar gözünde ne kadar değeri var? Ne kadar prestiji var?

Bırakın bu kupayı yaklasık 30 senedir alamayanlar alsın, yadane bileyim bu kupayı alıp daha sonra UEFA'da ilk ön eleme turunda elenmeyeceğine inandığımız bir anadolu takımı kazansın. Ama benim takımım da hiç olmazsa şu grup maçlarında üç beş genç oyuncuyu kazansın. Görünüşe göre ikinci yarı zaten onlara çok ihtiyacımız olacak. Herkes tutturmuş bir delgado gelecek, bir holosko gelecek, nihat düzelecek falan filan.. Ne demişler, gözlerimle görmeden inanmam. Üstüne üstlük kadro birde 22'ye inecekmiş. Peh! Maazallah, iki üç sakatlık olsun ben görürüm o zaman hocayı, çıkıp kendi oynar herhalde... Gerçi o planını çoktan yapmışa benziyor, hazirana kadar idare, ondan sonra ver elini milli takım... Oh ne ala.. Delikanlı adam şimdiden niyetini belli eder, derki kardeşim ben sezon sonu yokum, ona göre davranın. Yok, öyle bir şey yoksada, bana bir daha bu soruyu sormayın der, keser atar... Alman eğitimi almış olabilirsiniz ama Alman iş etiğini almak için kırk fırın ekmek yemeniz gerektiği apaçık ortada. Adamların daha geçen sene lig şampiyonu olan Wolfsburgun hocası lig bitmeden, önümüzdeki sezon yokum dedi, ama işinide bir gıdım aksatmadı, takımı şampiyon yaptı ve o takım halen onun mirasını yemekte. Bizde ise sanki "ya artık bitsede gitsek" havası hakim. E tabi suç hocada değil aslında, sen "yoruldum artık, biraz dinleneyim" diyen adamı zorla çalıştırırsan olacağıda budur. Neymiş? Zorla güzellik olmazmış...

Benim görüşüm bu sezonun ilk yarısı için böyle. Elli sefer söyledik, söylüyoruz. Bu başkan gitmedikçe bu klübün düzelme olasılığı sıfıra yakın oranlarda gezmeye mahkumdur. Kimse bana ama adam hakikatten iyi Beşiktaşlı yae demesin... Bende çok iyi Beşiktaşlıyım, otobüs şoförü mehmet abide öyle, ama biz iyi yöneticiyiz demiyoruz, başkan olalım demiyoruz. Yapamıyorsan bırakacaksın, iki kere iki dört...

Neyse, konuyu baya dağıttık yine, izlemediğimiz bir maç hakkında yorum yapınca böyle oluyor işte, gençlerden girdik, başkandan çıktık, hocadan girdik orada kaldık biryere çıkamadık... Hele şu 2009 bi bitsin bakalım...

December 19, 2009

Kar fırtınası ve tatil

Çocukluğumuzdan beri ne zaman kar yağsa hep tatil olsun isteriz. İşte şu saatler itibarı ile istanbul gibi tüm doğu yakasında bulunan amerikan eyaletlerindede beklenen bir kar yagışı vardı ve şu an için istanbulu bilemem ama buralarda göz gözü görmüyor.

Dünkü bursa maçından sonra bugün bir arkadaşa bir musibet bin nasihatten iyidir derler diyerek gelecek için olan umudumu ifade ettim. Gerçi bizim musibet sayımız şu ilk yarı için bir hayli fazla. Her ne kadar geçen seneden daha fazla puan toplayıp, yine aynı seviyede ilk yarıyı bitirmiş olsakda, ikinci yarıdaki beklentilerimiz içinde iyileşmiş bir delgado, bir holosko, bir ferrari ve tavşansız bir hoca olsa da, eğri oturup doğru konuşursak bizim için işlerin pekde iyi gitmediğini görmek hiçde zor değil.

Hatta ve hatta, üstüne üstlük bu seneki şampiyonluktan daha önemli bir başkanlık seçimi varken, futbolu konuşmak yada bir şeyler ummak çok zor geliyor şu sıralar...

Geçen sene yusuf ve ernst devre arasında gelince adeta şampiyonlukta onlarla beraber geldi. Bu sene ise bırakın transferi kadronun 22'ye indirileceği söyleniyor. Demekki bu seneki "kurtarıcı" larımızı kendi içimizden çekip çıkartmak zorundayız. Nihat yüzünden oyuna küsmüş bir telloyu yeniden canlandırmalı, yusufa baharın geldigini müjdeliyerek top oynama hevesinin artmasını sağlamalı, nihatı kendini daha iyi gösterebileceği nispeten stressiz dakikalarda oyuna almalı, ve en önemliside Denizli hocaya; "valla söz, bu sene sonu bırakırsan ısrar etmeyeceğiz" denmelidir.

Elbetteki yapılabilecek daha pek çok iş vardır ama şu bir aylık ara ve hazırlık maçları tadında geçecek ziraat kupası maçları kötü futbollarına rağmen kazanan rakiplerimiz kadar bizede ilaç gibi gelecektir. Sonundada diyelimki ocaklar, şubatlar onların mayıslar bizim olsun.

December 18, 2009

Hak eden kazandı...

15 sene sonra evimizde, bursaya yenildik. Hayırlısı olsun.. Hakettiler kazandılar... Maçın başında Ozan Ipek'le ilgili olan polemiğe hiç ama hiç girmek istemiyorum. Küçük takımları ezmem ulen! edası ile göstere göstere Ozan'ı atmaması, bu maçın ilk kırılma noktasıydı. Ki aynı Ozan döndü, ilk golü attı, beş dakika sonra -haklı olarak- Ernst'in aldığı sarı kartta da etken oyuncuydu.

Artık bu dakikadan sonra hem Ernst sarısından dolayı maç boyu aktifsizleşmeye hemde özKALFA hakem maçı Beşiktaş'a çevirmeye çalıştı desek yalan olmaz. Eyyamcılığın en güzel örneklerini ikinci yarıda attığımız gollerde gösterirken, hem düdük çalmadan başlayan bir Tello faulü ile kısır Nobre golü buldu, hemde sene başından beri Nihat'ın deneyipde yapamadığını Toraman güzel bir şekilde penaltıyı çaldı...

Öne geçtikten sonra dahi Denizli'nin hatalı, oyuncu seçimleri yine maça damgasını vurdu, bitik Yusuf'un yerine, genç Ismail'i oyuna alsa belkide son 10 dakika ileri şişirilen topları kovalayacak, belkide driplinglerle ileri top taşıyabilecekti. Ama bu saatten sonra ne desek zaten nafile, halen inatla ve Nihatla oyuna baslıyorsan, hasbel kader Nobre'den medet umuyorsan, benim hocamıza söyleyecek bir lafım artık yok... Daha doğrusu var: "Sen çok süper bir Hocasın hocam, Allah seni başımızdan eksik etmesin, etmesinki Demirören'in sonu daha çabuk gelsin... "

Maçın sonundaki golü Zapo'nun atması bir insan olarak en çokda beni sevindirdi... Eğer o golü başkasıda atsaydı zaten oyunun genelinde maçı hakederek kazanan bir bursaspor olacaktı, Zapo ile beraber, Tabata için onu gönderen demirören'e ve denizli'yede selamlar oldu...

Son olarak iki çift laf'da seyirciye... "Yağmurlu bir günde görmüştüm seni" tezahuratına en uygun günlerden bir günde bu takımı yalnız bırakmak niye? Rakiptenmi korktunuz? Nasıl olsa yenilirler mi dediniz? Bilet fiyatlarımı çok pahalıyı? Arayana bahane çok, ama imkanı ve fırsatı olupda o stada koşmayan her bir taraftar, bu yenilgide en azından Denizli kadar, eyyamcı hakem kadar, beceriksiz başkan kadar suçlu ve sorumludur. Kimse hikaye anlatmasın...

Tebrikler Bursa, tebrikler Ertuğrul hoca, tebrikler Zapo...

Biz ikinci yarı inşallah bu maçın telafisini yapabiliriz, inşallah sizde güzel oyununuzu sürdürüp "hakederek" zirvedeki yerinizi alırsınız. Nede olsa size layla ile la ilahe illallah'ı karıştıracak bir adam yok!...

December 17, 2009

Öz hakiki Bursa Totemi



Öz hakiki bursa totemi... Havlu bile bursa'dan. Daha ne yapiim? :))

December 16, 2009

Zor maçlar kolay geçer!

Biraz rahatlamak lazım... Herkeste bi stres bir sıkıntı. Daha dünün Şampiyon, bu seneninde en iddialı takımıyız.

Geçen senenin iyi mücadele eden takımına bu sene şampiyonlar ligi için yapılamayan ayarlama ve transferlerden sonra, elde kalan yerel hedeflerin üstesinden gelinebileceği açık ve seçik ortada...

Tamam Bursa ile tek taraflı -onlardan taraf- husumet var, tamam Ertuğrul hoca bizi iyi tanıyor, tamam maç zor geçecek diyor herkes, ama şunu unutmayın Ankaraspor'u saymazsak bu maçın tam 16 kere daha telafisi olur.

Egerki şampiyonluk sadece bu maça bağlı olsaydı, o zaman anlardım bu stresi, bu heyecanı, bu gereksiz telaşı. Hadi oyuncular, özelliklede yabancılar acaba devre arası benmi gideceğim diyerek bir telaşa kapılıyor olabilir. Başkan seçim olacağı için poposunu kurtarmaya yönelik vurdumduymazlıklar içinde ve her zamanki gafleti içinde olabilir. Mustafa hocamız, tamam iste tepeyi yakaladık, birazcık rahat edelim şöyle ikinci yarının ortasına doğru tekrar sıkı bir tempo yaparız diye düşünüyor olabilir. Takımda bi' ton formsuz, sakat ve kafası başka başka yerlerde bulunan oyuncular olabilir... Lakin, bu takım Beşiktaş'tır. Bu takım sahaya her çıktığında galibiyet için rakip kim olursa olsun favoridir. Bu takıma sağlam bir destek verildiğinde dağları yerinden oynatabileceğini pek çok kez kanıtlamıştır.

Yarında öyle olacak. Bu takım sahaya çıkacak ve zor görünen maçı çok kolay bir şekilde alacaktır. Bundan kimsenin şüphesi olmasın. Benim asıl derdimse, "taraftarlar taraftarlığını bilsin, bu klübün sahibi onlar değil kongre üyeleridir, maçlarda protesto yapmasınlar, bıraksınlar bu işleri" diyebilen " başkanımız çok büyük Beşiktaşlı yae!" diye eveleyip geveleyen yönetici topluluğuna ve başındaki kifayetsize karşı şu seçim öncesi gerçekleşecek belkide son ciddi sınav bu 90 dakikada olacak. Sahadakiler, tribündekilerin gönlünü mest etmeye çalışacaklar, tribündekilerde ise inşallah geleceğimiz için başkanı son bir kez daha istifaya davet edecekler.

Bu benim belkide iyi niyetim, yada böyle olmasını diliyorum. Yoksa Bursa'yı 70 kere yensem ne olur, yenilsem ne olur? Bursa'nın taraftarı bize küsse ne olur, küsmese ne olur? Affınıza maruren fare dağa küsmüş, Ekrem Dağ'ın haberi olmamış... Aynen o hesap...

Unutmayın, zor -görünen- maçlar kolay geçer...

Eyvah gene o söz! :)))


"Ben Başkan oldugum müddetçe Denizli bu kapıdan içeri giremez!"

"Ben Başkan olduğum müddetçe Samet bu kapıdan içeri giremez!"

Haberin doğruluğu elbetteki tartışılır, ama ele avuca sığacak, şöyle kelepçeli skandallı bir yanımız olamdığı için şu sıralar sevgili! basın her türlü yumurtlamanın peşinde.. Eee nede olsa saygıdeğer? basın tabiki...

Tövbe yarabbi, ya resullallah ya!
Sonra i.ne basın, bunuda yazın! diyince kızıyorlar...
E sizde aranmayın kardeşim o zaman!

December 15, 2009

Gecikmiş bir teşekkür


CSKA maçı öncesinde bu maça EkşiBeşiktaş'tan bilet kazanan talihlilerden biriside bendim. Malumunuz gurbette olduğumuzdan dolayı, bu maçta ruhumuz orada olsa dahi, bedenen katılamadık. Buna rağmen, Türkiye'den yakın bir arkadaşım benim yerime bu maça gitme fırsatı buldu ve bende en az onun kadar gitmiş gibi sevindim. Kendisi yukarıdaki resimde en soldaki arkadaş, Bülent Şençift.

Tüm bu vesile dolayısı ile buradan birazda gecikmiş olarak EkşiBesiktaş'a, yazarlarına, sponsorlara ve bu organizasyonda tüm emeği geçen herkese buradan teşekkürler ederim...

Ulaş kardeşim, sanada ayrıca kocaman bir teşekkür!

December 14, 2009

Yeni Polemiğimiz Nihat; hayırlı uğurlu olsun!


Sezon başından beri oynanan her maçın sonunda -öncelikli olarak ve ister istemez- herkeste sonuca göre bir reaksiyon belirdiğinden, olumsuz sonuçlarda hep bir hatalı aradık durduk. Ilk başta Nobreye saydık, ve halen sayıyoruz. Sonraları bu kervana kah mevkisinde oynamayan Denizli'nin tavşanları dahil oldu, kah Denizli'nin kendisi oldu ve bolcada başkan.

Başkana olan tavrımız elbet değişmez, değişmeyecek. En derinden de biliyoruz ki o gitmediği müddetçe bize huzur yok. Çünkü başımıza ne geliyorsa en başta onun yüzünden geliyor. Onun patavatsızlığından, onun ben bilirimciliğinden, onun bencilliğinden, onun olmayan gururundan, artık ne derseniz deyin, listeyi uzatmak elinizde.

Ancak şu sıralar sezon başından beri ha düzeldi ha düzelecek diye baktığımız, kredisi kalbimizde sonsuz desek bile şu sıralar bir hayli serzenişte bulunup kızdığımız ve nihai olarak özkaynağımızın en nadide oyuncularından olan Nihat Kahveci'ye olan tepkiler bir çıg gibi. Peki bunları hakediyormu? Hakediyorsa neden, etmiyorsa neden?

Aslında hemen hemen hepimizin kafasından geçenleri Sampi kardeşimiz stalker-21 blogundaki bir yorumunda çok güzelde açıklamı.

Nihata olan tepkilerimiz tabiki ilk başta formsuzluğundan ve kaçırdığı gollerden başladı. Ama oturup sakin kafa ile düşününce, yada objektif bakmaya çalışınca, ona kızmamızın gerçek nedeninin bizim bildiğimiz Nihat'tan çok uzaklarda bir kişilik ve tavır içerisinde olmasından kaynaklandığını gayet açık ve net bir şekilde görebiliriz diye düşünüyorum.

Karşı karşıya kaçırdığı pozisyonlara tamam, yanlış pozisyonlarda oynatıldığı için formsuz gözükmesine tamam, askerlik mazeretine tamam -ki bu askerlik olayı da ayrı bir konu-, ama gelgelelim damdan düşer gibi abilik taslamasına, kendisi halı sahada kendinden geçmiş futbolcu eskisi gibi yaptışı vuruşlara kimse ses çıkarmazken başkalarının attığı şutları fırçalamasına, kendini yerlere atıp penaltı dilenmesine, en ufak bir ikili mücadelede kendini yere bırakmaya meyilli hal ve tavırlarına, ve belkide en önemlisi çenesinin çok çalışmasına ne tamam ne eyvallah!

Biz seni böyle sevmedik Nihat kardeş. Biz seni o hani pek çok kişinin ağzına sakız olupda bir türlü gerçekleştiremediği o eski duruşun ile sevdik. Biz seni gurbetlere yolladıktan sonra oradan gelen her türlü irili ufaklı haberlerinle sevdik. Başarılarınla övündük durduk, hep Beşiktaşlı Nihat işte dedik...

Amma ve lakin görünen o ki o köprünün altından çooook sular akmış geçmiş, o bizim sevdiğimiz Nihat gitmiş yerine kendini dünya yıldızı sanan kaprisli bir Nihat gelmiş. Çok değil ona verilecek kredi bu sezonun ikinci yarısındaki ilk üç beş maç daha sürer diye düşünüyorum. Belkide iki maç üstüste atacağı goller ile üzerindeki bu kasvetli havayı ve bencilliğini kırıp yine o özlediğimiz ve sevdiğimiz Nihat oluverir bir anda. Hiç de öyle gözükmesede... Umarım yanılırım, umarım Nihat beni ve benim gibi düşünenleri utandırır ve umarım ilerideki katkısı hem kendisi için hemde Beşiktaş için iyi bir kazanç olur.

Iki çift lafımda şu askerlik meselesi ile ilgili. Kimsenin ne zaman ne şekilde askerlik yapmak istemesine karışmak gibi bir niyetim asla yok. Fakat, başarı için atılan her adımda belli bir plan ve program çerçevesinde hareket edilmesi gerekiyorsa ve sezon öncesi hazırlık kamplarıda bu başarının en temel direklerinden biri ise, profesyonel bir futbolcu sakatlık dışında mazereti ne olursa olsun bu kampa katılmak zorunda değilmidir? Kaldıki -yanılıyorsam düzeltin- Nihat'ın yaptığı şekilde olan bedelli askerlik için 38 yaşına kadarda vakti yokmuydu? Yani hem ülke hem takım değiştirdiği bu sezon öncesimi yapılmalıydı bu görev? Neden kimse bunuda sorgulamıyor? Tamam ülkemizde askerlik mevzusu hassas bir konudur ama, Nihat'da hiç bir zaman sizin herhangi bir yakınınız gibi dağda hainleri kovalayacağı bir askerlik yapmayacaktı, bunu herkesde bilir.

Ey Nihat! Eğer sen bu yolda gidersen çok sey kaybedersin, futbolda sadece kalecilik değil insanlarda nankör malesef ve bu sonuca dayalı olan dayatmalı düzenimizde malesefki kredin tükenmek üzere. Biz seni kaybetmek istemiyoruz, yeterki sende bizlere eski Nihat gibi örnek ol. Üstün yeteneklerinle, çalışkanlığınla ve en önemliside duruşunla...


December 13, 2009

Adaletin bu mu futbol?


Geçtigimiz iki gün içerisinde renkli rakiplerimizin maçlarına bakıldığında, oyunun kırılma anlarının hep direklerden dönen toplar olduğunu gördük. Bu maçtada frikikden gelipde direkten dönen topta, "aha şimdi bizde atarız bi tane" diyerek bir rehavete kapılmıştım. Tabiki bu isteğimize karşın sahadaki oyun hiçde bu şekilde gelişmedi ve üstüste ikinci haftada 2 puanı daha bıraktık...

Maçın ilk yarısında ne kadar iyi isek, ikinci yarısında ise bir o kadar da kötü olduğumuzu kimse inkar edemez. Bence maç Tello'nun çıkması ile zaten bitmişti. Oyundan çıkacak kişi, daha birinci dakikadan itibaren Nihat olmalıydı. Hatta tünelden çıkarken bir son saniye değişikliği ile hiç çıkmamalıydı sahaya. Bitmiş, tükenmiş, bencilleşmiş bir Nihat hem kendine hemde takımına ve hemde bu camiaya ihanet ediyor, bilmem farkındamısınız?

Kimse bana "abim çok mücadele ediyor pozisyonlara giriyor ama şanssız" demesin. Bir değil, iki değil onbeş değil... Sezon başından beri yok hazır değil, yok askerliğini yaptı, yok sakatlandı... Bilader burası BEŞIKTAŞ, kralı gelse Ondan büyüğü yok. Bu takıma faydalı isen iyi güzel ama her geçen gün verdiğin zarar artıyorsa, maradona olsan gözünün yaşına bakmam..

Ilgili kişilerinde bakmaması lazım, ama nafile... Hala Nobreden medet uman bir kenar yönetim varsa, kaç maçdır bir türlü oynatılmayan yada hazırlandırılmayan Batuhan, Serdar Özkan varsa, birazda iğneyi kendimize batırmamız lazım, değil mi?

Mücadele yönünden 10 numara olan bir takım beceri yönünden bu kadar kırık bir nota sahip ise zaten yapacak ve denecek pek birşeyde kalmıyor aslında. Gol umudu olarak bir tek Bobo'nun ayaklarına bakışımız bizim kendi ayıbımız değilmi? Heleki utanmadan birde Bobo mu Nobremi tartışmaları yaptık durduk kaç zamandır...

Mustafa hocam, elbet senin kafandaki 30 küsür yıllık futbol bilgi ve birikimine haşa bir lafımız, bir kelamımız yok. Amma ve lakin "yalvarırım" Nobre ile Nihatı şu takıma koyma. Takımın en çok kazanan iki adamı takıma en az katkıları olmaktan ziyade zararlarıda kat be kat artmakta. Ne olur sesimize kulak ver... Onları kazanmak istiyorsan, bırak Ziraat Kupasında oynasınlar, zaten orada kimse onlara birşeyde demez.

Haa, yiğidi öldür ama hakkını ver derler. Manisa çok mu kötüydü? Bence Diyarbakırdan iyilerdi ama yinede bu kadar pozisyona girebiliyorsak, onlarında aynaya bakıp kendilerini bir tartmaları lazım derim.

Sonuç olarak, daha çok sular akacak, çok şey değisecek amma ve lakin şu delgado ile Holosko bu takıma bir girsin bir de o zaman görelim bakalım Nihat ve Nobre efendileri... Eminimki herkes gibi Denizli hocanında bir sabrı vardır... Haftaya Bursa maçı ile devre arasına morallimi moralsizmi girilecek o belli olacak. Zaten şu sıralar kimse liderlik falan istemiyordur, önemli olan son hafta lider olabilmek...

Hayırlısı olsun...

Not 1: Köybaşı Tello ile değil, Üzülmez ile beraber oynamalı.
Not 2: Bobo'nun arkasında Nihat değil, Tello oynamalı.
Not 3: Oyun her sıkıştığında ve doldur boşalta döndüğünde Nobre değil, Batuhan oyuna girmeli...

December 12, 2009

13 Aralık 2009


Takip edenler bilir, 13 rakamının benim için ayrı bir değeri vardır. Benim uğurlu saydığım rakamdır 13. Hemen hemen hergün karşıma çıkar, hiç olmadık yerlerde hemde. Yarınki maç bu yüzden ayrı bir anlamda taşıyor. Hani liderlikti, kafa kafaya olma durumu falan çok ayrı şeyler.

Ben yarın, yani 13 Aralık 2009 günü, bulunduğum yer olan New York saati ile saat 13'te baslayacak bu maçı izlerken, 13. dakikada, 13 numaralı forması ile Bobo'nun ağları havalandırmasını bekleyeceğim.

Not: Bir ara şöyle bir bakındım ama daha evvelden 13 aralıkta oynadığımız tek maç olarak geçen seneki ankaragücü maçına rastladım. Onuda Holosko'nun golü ile 1-0 almıştık. En doğru bilgiyi aslında bize Hayat Sensin'den Ömer verebilir, onun istatistikleri sanırım bizim klüpte bile yoktur.

Kararsız Totem


Manisasporun renkleri Siyah Beyaz. Yani renkdaş bir klübümüz. Gelgelelim kimilerine göre -Vestel'in yatırımlarıdan sonra- klüp renklerine eklenen kırmızı rengi şu sıralar formalarında daha ağır basmakta. Bir iki sezon evvel bunun Vestel'in kurumsal markasındaki kırmızı renkten değilde, Türk bayrağındaki kırmızıdan aldıklarını beyan etmişlerdi. Bende epey bir ikilemde kalmadım degil, siyah beyaz havlu asıp kendi kendimize totem yaparak, kendi bacağımıza kurşun sıkacak değildik ya! O yüzden bu kırmızı eklentisi benim totemede yardımcı oldu yani. Kararsızlık içinde olsada, yarına hazır. Olmadı baktık çok kötü gidiyor, devre arası ufak bir siyah havluda sıkıştırabilirim, kıyısından köşesinden...

December 11, 2009

Halinize Şükredin


Tuttuğunuz takımın ismi "Kazma"olabilirdi...

December 9, 2009

Tanıdık bir sima...


Maç heyecanından unuttuk, affola. Geçmiş doğum günün kutlu olsun Ferrari...

Vizyon farkı




Sezon öncesi Owen'ın bonservis fiyatı : 0 Euro...
Sezon öncesi Tabata'nın maliyeti : 8.000.000 Euro...
Ikisi arasındaki fark, "priceless"***

Vizyon farkı buna deniyor demekki...
Owen'a 5 milyon versen gelmezmiydi?
Herkesin bir fiyatı var mı?
Demirören'inki ne kadar?
Gönülde 3 kuruş etmez amma, klüp muhasebe defterinde ne yazar?

Biri açıklasada anlasak...

*** "priceless" ibaresi popüler mastercard reklamlarından alıntıdır...

21 Haziran 2009'daki post... Ben demiştim demeyi sevmem ama, ben demiştim...

December 8, 2009

Sağlık olsun yada teşekkürler çocuklar...


Bu maçtan sonra şu oynadı, bu oynadı diye vıdı vıdı yapmanın bi manası yok. Maçın kırılma noktası Tello'nun kaçırdığı pozisyon'dur. O dakikadan sonra yavaş yavaş yorulan ve oyundan düşen bir takım izledik. Beklendiği gibi kontralardan birinde golü yedik ve 85'e kadar uykuya geçtik. Sonrada zaten iş işten geçmişti.

Ben şahsen sahada şu kaybettiğimiz maçlardan sonra masa başında Avrupa ligine gitmek istemem, inşallah öyle birşey olmaz.

Bobo, yine golünü yazdı, kenarda Nobre'yi görüpde mi yazdı bu tartışılır...

Maç geneline bakıldığında ise pek çok pozisyonda Akınfeevi geçemedik, yine pek çoğunda da beceriksizlikler yine ön plandaydı. Bu takımın son vuruşları çok mükemmel bir oyuncuya ihtiyacı var, artık devre arasında bu kim olur, yada poposunu kurtarmak isteyen, ve hani şu Beşiktaş'ı çok seven tüpçü böyle bir oyuncuyu alırmı bilinmez... Haaa Kasımpaşa'dan Cenk Işler'i alıp 8 milyon Euro falan verirse şaşırmam o ayrı mesele...

Neyse biz simdi konuyu dağıtmayalım, kendi ligimize döndük ve son dakikada yediğimiz moral ve teselli bozucu o golün bile pek bir önemi yok. Bizim için bu sezon ManU'yu deplasmanda yendiğimiz turnuvanın yılı olarak hatırlayacağımız bir sezon olacak. Inşallah önümüzdeki sene bu lige daha sağlıklı transferler ile döneriz ve daha iyi dereceler alırız.

Bu takıma gelecek bir Holosko, bir Delgado Türkcell Süper? Ligi için yeterlidir diye düşünüyorum. Artık önümüze bakacağız... Dedik ya sağlık olsun....

Not 1: Tarih tekerrürden ibarettir dedik durduk... Işte Almanlar, işte Ingilizler.. Almanlar yenilince bizde yenilmiş sayıldık aslında...Ingilizlere karşı alınmıs bir zafere rağmen...

Not 2: Sen git yarım takım denilen Manchester'ı deplasmanda yen. O yarım takım ManU. Wolfsburgu sahasında yensin... O Wolfsburg sana kendi sahasında yenilmekten kurtulsun, ama gelsin seni sahanda yensin.. Sanırım şampiyonlar ligini ve futbolu cazip kılan şey bu olsa gerek...

Kim bu Berezutski ile Ignashevic?



Herkes şu doping mevzusunu duymuştur. Bende girip UEFA'dan istatistiklerine baktım. Ikiside as takımın oyuncuları. Berezutski hani şu ikizi olanı. Ikiside tüm maçlarda görev yapmışlar. Ikiside defans oyuncusu, demekki birileri gol kısırlığı çektiğimiz şu dönemde bizi seviyor. Antalyada, 1 hafta hazırlanan CSKA'da belkide bu oyuncular Bobo'yu ezberliyorlardı, şimdi yeni duruma adapte olmaları gerekecek. Hayırlısı diyelim, bekleyip görelim.

Bizim işimiz yine Almanlara düştü, eee tarih tekerrürden ibarettir demişler. Almanlar yenilirse, bizde yenik sayılacağız. Içimden bir his ise hem bizim Almanların hemde vatandaşlarının iyi bir gece geçireceği yolunda.

Resimler Uefa'dan...

December 7, 2009

Kırmızı Ferrari



Arabasının bile kırmızısı makbul... Eğer devre arasında kırmızı formayı çıkartırlarsa, benim alacağım formanın arkasında kesinlikle ferrarinin ismi olacak. Hem Ferrari, hemde kırmızı! daha ne olsun? Hakan bey, duyuyormusun?

Avunun, avunun, Avunun çocuklar!


Güzel günler güneşli günler göremiyeceksiniz,
Eski gazete kupürleri ile avunacaksınız..
Avunun, avunun.. Avunun çocuklar!...

Isabella gol gol gol!


Gözden kaçmasın, yan tarafa en son tezahuratımızı ekledim... Umarım beğenirsiniz... :))

Oktay'ı anıyoruz...

Yeni ve daha doğru! CSKA totemi...


Ilk maçtan evveli hatırlayanlar o zamanki totem yasağını hatırlıyor olabilirler. Ayrıca o sıralar, sırasıyla kayseri, galatasaray ve ManU (ilk maç) maçları olduğundan ve üçünüde kayıp ettiğimizden, "sarı kırmızının uğursuzluğu" diye bir tabir bile kullanmıştım... Bir Allahın kuluda, kardeşim bu klübün esas renkleri sarı-kırmızı değil, mavi-kırmızı demedi, diyemedi... Allahtan bu sefer işimi daha sağlama aldım ve birazcık araştırma yaptım. Logolarına bakınca hakikattende sarı kırmızının ağır bastığı bu takımın asıl renkleri kırmızı mavi... Bu totem tutar arkadaş!

December 5, 2009

"Rıza efendi, iki ekmek bir süt." Part 2...


Bu bölümde iki ekmek Eskişehire, bir sütde fenere gidiyor. Maç sonu nasıl ağlayacagını şaşıran bir Aziz, ilk kurban olarak, gazetecileri, ikinci kurban olarak hakemleri ve son kurban olarakda federasyonu seçerek düpedüz tehditler savuruyor.

Eeee, tabi şimdi verilen sözleri tutamamak var, öyle 3 sene 5 sene falan. Hadi bizim tüpçü deli senin gazına gelip 5 sene dedi, sana ne oluyor be adam? Hiç mi kimsenin emeğine saygın yok? Hiç mi bu ülkede seninkinden başka takım yok?

Öğreneceksin.... Hem saygı göstermeyi öğreneceksin, hemde sadece masa altı oyunları ile şampiyon olunamayacağını öğreneceksin. Bu ülke ve nice Rıza efendiler sana bunu yavaş yavaş öğretecek.

Evvel hafta görevine bir zamanlar son verdiğin Denizli, geçen hafta şu takımı bir kere bana versen ne olur diye yalvaran Yılmaz hoca ve bu hafta Rıza efendi... Hepsi sana yavaş yavaş öğretiyor, ve öğretmeye devam edecekler...

Öğrenmenin yaşı yok, yeterki öğrenmek iste...

Tebrikler Rıza hocaya ve Eskişehir seyircisine...

December 4, 2009

Let's Kick Demirören Out of Football!


Kim düsünmüşse mükemmel düşünmüş. Süper bir tasarım olduğunu düşünüyorum. Ben EkşiBesiktaş'ta gördüm, nacizhane kendimce biraz üzerinde oynadım. Ama bana göre yuvarlak YD yeter buton'u kadar etkili bir görsel fikir. Umarım köşe bucak yayılır ve seçim öncesi bir kongre üyesini bile etkilese kardır...

Kolleksiyona Ek


Futbol branşı dışında olan ilk formam olması nedeni ile çok ayrı bir anlam ve önem ifade eden bu forma, ayrıca manevi açıdanda çok kıymetli bir formadır. Nedenini bir önceki postta az çok belirtmeye çalışmıştım.

Buradan Yavuz Özer kardeşime, nam-ı diğer AcıbadeM'e sonsuz teşekkürleri bir borç bilirim. Bu formanın hikayeside aslında rakamla 10'daki şu postta basladı...

Her zamanki gibi kolleksiyonun tamamını görmek isteyenler şuraya tıklayabilirler.

Beşiktaş'ı neden seviyorum?








Pek tabiki Beşiktaş'ı sevmek için binlerce neden sıralanabilir. Bu binlerce neden içinde irili ufaklı olanlar görecelik kavramına göre, yerine göre, duruşa göre değişebilir.

Mesela EkşiBeşiktaş yazarlarından Jessie şurada Beşiktaş'ı neden sevdiğine dair bir post atmış ve benim nacizhane bir yorumuma bir lütufta bulunmuştu.

Ben ise bugün işten eve dönerken kafamı yasladığım Q38 otobüsünün camından dışarı anlamsız bakışlar atıp, Diyarbakır maçının moralsizliği ile başta Nobre'ye ve diğer beceriksiz forvetlerimize serzenişte bulunurken, beni evde bekleyen sürprizden habersizdim. Yukarıdaki kısa fotoroman tarzı resimlerden anlayacağınız üzere takımımızın 2009-2010 sezonu Hentbol Ligi formalarından olan çubuklu forma, daha önce hiç tanımadığım ama kalben çok yakın olduğum bir Beşiktaşlı arkadaş tarafından adresime yollanmıştı.

Bu hüzünlü günde yüzümü güldüren bu hediye çok ama çok anlamlı... Üstelik bu forma fener maçındada statdaydı. Finkin füzesi ağlarla buluştuğunda Beşiktaşlı bir kalbin hızlanan atışlarına şahit olmuştu. Inönü'nün havası üzerine sinmiş ve belkide o güzel yeni kesilmiş çim kokusu bile sisli havayla karışık değişik bir tat vermişti bu formaya. Belkide dolmabahçede yürüdü, yada motorla hemen karsıya geçip bir boğaz havası bile almıştı maçtan sonra, kimbilir?

Siz hiç tanımadığınız birinden bir hediye aldınız mı? Siz hiç Besiktas'ın sizi bir günde hem üzdüğüne hemde sevindirdiğine şahit oldunuzmu?

Iste ben Beşiktaş'ı birde bu yüzden seviyorum, yani Beşiktaş'lılar yüzünden.

Ne demiş, GKHNTKN yorumunda: "Bizim için küçük ama yıllardan beri dillerden düşürmediğimiz Beşiktaş'lılık duruşu için büyük bir adım..." Evet, aynen öyle...

Teşekkürler Beşiktaş, teşekkürler Yavuz kardeşim...

Kıyak

Denizli'nin maç öncesi kadrosunu ekran başında dinlerken, "bu nasıl kadro, yine mi Nobre!" feveranları içinde maç saatini bekledim. Yusuf, Tello, ve Nihat'tan oluşan bir ortasahanın ikinci yarı adım atmaya mecali olmayacak, olası hızlı adamlar karsısında da aciz duruma düşebileceğimizi düşünüyordum. Halbuki işi daha maçında bitirip ikinci yarıya rolanti denen olaya döndürmek daha mantıklı değilmiydi?

Neden Bobo başlamadı? Nihat'ta bu kadar ısrar edilirken, niye serdar özkan'a şans verilmedi? Hadi Nobre'yi hazır tutacaktın, ya Batuhan? bari Batuhan'la başlasaydın hocam.. Yada doldur boşalta döneceğini bile bile onu alsaydın ikinci yarıya...

Tabiki bu serzenişlerin hepsi boş, seri sonu oldu ve evimizde iki puanı zorla bıraktık. Halbuki, acınası durumda olan Diyarbakır ekibi tüm maç boyunca sadece iki atak yapabildi, birinde Rüştü'nün ayaklarına çarpan top kornere çıktı, diğerinde de ofsayttan gol oldu ve sayılmadı doğal olarak... Hani geçen haftaki yardımcı hakem olsa bal gibi verebilirdide o golü, yapılmış totemimiz varmış...

Şimdi hedef CSKA maçı, ve en azından 1-0'lık bir galibiyet. Tabiki Alman müttefiklerimizede iş düşecek ama Almanlar yenildiğinde bizde yenik sayılacaksak, mondros mütarekesini şu diyarbakır maçında imzalamış gözüktük zaten...

Nihat bitik, Tabata fiyasko, Nobre bilinen rakip stoper olunca. Ernst, Nihat ve Bobo iki metreden topu içeri yuvarlayamayınca doğal olarak bu maçtan galibiyet çıkarmakda hayal oldu. Sormak lazım şimdi şu kaçan pozisyonların nesini çalıştırsın hoca? 8 metre kale 35 santim top, her seferinde bula bula kaleciyi nişanlarsan olacağıda budur zaten...

Geçen haftadan bir hatırlatma ile Muhsin hocamız gibi biz "bardağın dolu tarafına bakalım" ve yolumuza devam edelim... Tabiki bu gibi 3, 4 farkla kazanabileceğin bir maçta puan kaybı yaşamak üzücü ama hiç olmazsa telafisini yapabilecek bir takıma sahibiz, bu dersi hep beraber yeni işledik...

Sonuç olarak maç öncesindeki tribünlerde oluşan kardeşlik havası ve tezahuratları karşılıklı kıyaklarla maçı tamamlamaya itti gibi. Diyarbakır maç boyu buyrun 3 puan dedi, bizde yok "bir bena, bir sena, birde aganın hakkı" diyerek maçı bitirdik. Inşallah ileride bunu telafi ederiz ve Manisa ile Bursa maçlarını kayıpsız geçeriz. Zira bu maçlardaki sonuçlarla maazallah 3-4 hafta evveline dönebiliriz.

Not: Iki çift lafıda maç sonu ekrandan görebildiğim kadarı ile bir anguta ithaf etmek istiyorum. Ya kardeşim sen git üzerindeki forma reklamında bulunan o bank asya denen ligdeki maçları izle, senin ne işin var inönüde. Elindeki bozuk paraları leblebi gibi ayırarak sahaya attığın yetmezmiş gibi O.. ç....ları demenide bütün Türkiye gördü... Sen bize hiç yakışmayan bir angutsun, işte o kadar...

December 2, 2009

Diyarbakır Totemi


Kasım ayındaki memnuniyet verici performansımıza önce Allah nazardan saklasın diyor, sonrada şu geleneksel totemimizi yerleştirerek işimizi sağlama almanın planlarını yapıyoruz... Neme lazım, şu ilk yarıda yüzdük yüzdük kuyruğa kadar geldik, sonunda havlu atmayalım...

Muamele farkı


Bir çoğunuz ebay'de muhakkak gezinmişsinizdir. Geçenlerde forma kolleksiyonuma acaba yeni birşey ekleyebilirmiyim diye gezinirken, manchester galibiyetimizin bir biletine rastladım. Genelde bu kullanılmış biletler oynanan maçtan hemen sonra bir iki hafta boyunca ebay'e düşer. Biletin resmine yakınlaşıp baktığımda ilginç verilere rastladım ve hemen "acaba bizde neden bunlar yok? yada varda benim haberim mi yok?" gibisinden düşüncelere kapıldım. Resimdende görebileceğiniz gibi, bu bilet 16 yaşından küçük olanlar için ayrılmış kontenjan'a ait. Fiyatı böyle bir maç için sadece 10 pound. Biletin üzerindeki isim ise daha ilginç, kişi 16 yaşından küçük olduğu için velisine yani yukarıdaki örnekte, Bayan (Mrs) Williams'a gönderilmiş, -ki bu Mrs ifadesinden kendisinin evli olduğunuda öğrenmiş oluyoruz. Yani yine büyük bir ihtimalle bilete sahip olan kişinin annesi.

Bunda şaşıracak ne var demeyin, kendi stadında başkanın adamları tarafından dövülen, maçlarda sabıkalı muamelesi ile kimlik kontrolünden geçirilen, maç sonlarında çatlak bir ses çıkmasını önlemek için kulak zarını patlatıcı müzik dinlemek zorunda bırakılan bir taraftar grubuna sahip bir takımın sempatizanı olarak bu tür bir uygulama tabikide beni şaşırttı.

Hani çoğumuz her işimizi hallettik, bir leylek kaldı misali düşünsekde, en azından sezon boyunca önemi diğerlerine nazaran daha az gibi görünen maçlarda bu tür benzeri uygulamalar olsa, hiç olmazsa o "geleceğimiz" dedişimiz nesillere Beşiktaş'lılık sevgisini yerinde aşılamak için daha iyi bir fırsat olmazmı?

Ama yok öyle olmaz tabiki, çocuklarımız gerçek Beşiktaş'lılık sevgisini kazanması için binbir badireler atlatıp ondan sonra stattaki yerlerini almalı. Arada coptan, kırılan koltuklardan falan sakınmalı. Okul çantası niyetine yanında getireceği bir çantada biber gazına karşı, gaz maskesini hazır bulundurmalı. Ancak ve ancak iste o zaman gerçek Beşiktaşlı olup bu hazza ve duruşa hasıl olabildikten sonrada kazanabildiği üç kuruşun neredeyse hepsini gidip maç biletine vermeliki, iyi bir müşteri -pardon- iyi bir Beşiktaş'lı olabilsin...

Metin Keçeli

Wikipedia'dan alıntıdır....

"Metin Keçeli, (d. 4 Ağustos 1949, Çayeli, Rize)

4 Ağustos 1949'da Rize'de doğdu. Işık Lisesi'nde eğitim gördü. İstanbul Teknik Üniversitesi Maden Fakültesi Metalurji bölümünden mezun oldu. 1979 senesinde 30 yaşındayken BeşiktaşKulübünde yöneticilik yapmaya başladı. 2000 yılında kadar Beşiktaş Kulübü'nde futbol şube sorumluluğu, asbaşkanlık ve tesis sorumluluğu gibi görevlerde bulundu. Beşiktaş’ın kamp yapacağı Bartın Tesislerine giderken, geçirdikleri kaza sonucu Şan Ökten hayatını kaybetti. Metin Keçeli ağır yaralandı.Beşiktaş tarihinin en uzun yöneticisi olan Keçeli , Fulya ve Ümraniye arazilerinin Beşiktaş'a kazandırılmasında maddi ve manevi olarak büyük emek harcamıştır. Amcası Orhan Keçeli DYP'nin kurucularından Fenerbahçe Kulübü eski yöneticilerindendir. Kuzeni Muharrem Keçeli İTO eski meclis başkanıdır. Babası İsmail Hakkı Keçeli uzun yıllar Türkiye Fırıncılar Derneği Başkanlığı yapmış ve modern fırıncılığı Türkiye'ye getiren isimdir.Ocak 2009 Beşiktaş JK başkanlık seçimlerinde aday olması yolunda camiadan büyük bir talep vardır.Aynı zamanda İSO, İBB, Beşiktaş Belediyesi meclis üyeliğinde bulunmuştur.Evli ve iki çocuk babasıdır."


Sanırım bize hayırlısı olsun demek düşer, eğer bugün açıklandığı gibi adaylığını kesin olarak açıklarsa ben hem Demirören'den hemde Aksu'dan daha iyi olacağını düşünüyorum. Bugün istifa eden Levent Erdoğan'da adaylığını ortaya koyarsa işte o zaman seyreyleyin cümbüşü derim...

Azı Gitti, Çoğu Kaldı

Kifayetsizlerden biri gitti, şimdi sıra baştakinde...

Levent Erdoğan sabah saatlerinde istifasını açıkladı. Şu güzelliklerle geçen ve bir gül bahçesine dönmüş ortamımızdan bir dikenin daha ayıklanmasına gayet tabiki seviniyoruz... Gülü seviyoruz, dikeninede katlanıyoruz, ama bu diken çokda uzun zamandır kırpılması gereken bir dikendi, güzel oldu... Darısı diğerlerinin başına diyelim...

December 1, 2009

Odman Abinin Uğuru

Son iki haftadır, Türkiye'den çok sevdiğimiz Odman abimiz yanımızdaydı. Ben uzun zamandır vede yanlışlıkla kendisini fenerli zannediyordum. Çünkü hep fenerli çevresi ile takıldığından olmalı. En son konuşmamızda, "Odman abi çok durgunsun, hayırdır fener'in halinemi üzülüyorsun?" demiştim. O da gayet normal bir şekilde "Olm ben fenerli değilimki, ben Bursasporluyum!" deyiverdi... Bir anda -benim koyu Beşiktaşlılığım bu yörede 7 mahalleyede yayıldığı için-, Bursa-Beşiktaş paradoxundan ziyade bir duraksama oldu... "E abim bende seni hep fenerli bilirdim, iyiki deşilmiğşsin" dedikten sonra bana cevabı, "Ağzını hayra aç, bismillah ya.." olmuştu...

Odman abi buradayken, hem trabzonu, hem feneri, hemde ManU'yu yendik. fener ve galatasaray'ın puan kayıpları tavan yaptı ve bunun sonucunda ikinciliğe kadar yükselirken, Bursada zirvede bayağı iddialı bir duruma geldi.

Geçen senelere nazaran, -ki o da kendini bilmez Bursa seyirci ve yöneticileri yüzünden- Bursa takımına karşı oluşan antipatik hava, bu sene belkide Beşiktaş kökenli pek çok oyuncu ve teknik sorumlunun Bursanın başında olmasından dolayı yerini daha sempatik bir havaya bırakıyor desem yanılmış olmam sanırım...

Sevecen bir kişilige sahip olan Odman abide işte tam bu sırada bizi ziyarete geldi ve su sıralar keyifli geçen günlerimize ayrı bir renk kattı. Bugün geri dönmek üzere yola çıktığında, kendisine" abi ayağında baya uğurlu gelmişti, bari devre arasına kadar kalsaydın" diye sormadan duramadım... Hayatın gerçekleri dediğimiz iş güç nedeniyle tabikide vedalaştık ve Odman abimiz şu an Atlantiğin üzerinde bir yerlerde ve bende onun uğurlu olduğunu düşündüğüm Bursalı ayağının buraya bir daha hangi maçımıza denk gelipde geleceğini merak edip duracağım...

Yolun açık olsun Odman abim....

Not: Benzeri bir hikayede, "Amerika Deplasmanı'nda" bulunmakta. Işte biz gurbettekiler böyle totemdi uğurdu falan bu gibi şeylere biraz daha fazla kaptırıyoruz kendimizi sanırım...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...