
Sezon başından beri oynanan her maçın sonunda -öncelikli olarak ve ister istemez- herkeste sonuca göre bir reaksiyon belirdiğinden, olumsuz sonuçlarda hep bir hatalı aradık durduk. Ilk başta Nobreye saydık, ve halen sayıyoruz. Sonraları bu kervana kah mevkisinde oynamayan Denizli'nin tavşanları dahil oldu, kah Denizli'nin kendisi oldu ve bolcada başkan.
Başkana olan tavrımız elbet değişmez, değişmeyecek. En derinden de biliyoruz ki o gitmediği müddetçe bize huzur yok. Çünkü başımıza ne geliyorsa en başta onun yüzünden geliyor. Onun patavatsızlığından, onun ben bilirimciliğinden, onun bencilliğinden, onun olmayan gururundan, artık ne derseniz deyin, listeyi uzatmak elinizde.
Ancak şu sıralar sezon başından beri ha düzeldi ha düzelecek diye baktığımız, kredisi kalbimizde sonsuz desek bile şu sıralar bir hayli serzenişte bulunup kızdığımız ve nihai olarak özkaynağımızın en nadide oyuncularından olan Nihat Kahveci'ye olan tepkiler bir çıg gibi. Peki bunları hakediyormu? Hakediyorsa neden, etmiyorsa neden?
Aslında hemen hemen hepimizin kafasından geçenleri
Sampi kardeşimiz
stalker-21 blogundaki bir yorumunda çok güzelde açıklamı.
Nihata olan tepkilerimiz tabiki ilk başta formsuzluğundan ve kaçırdığı gollerden başladı. Ama oturup sakin kafa ile düşününce, yada objektif bakmaya çalışınca, ona kızmamızın gerçek nedeninin bizim bildiğimiz Nihat'tan çok uzaklarda bir kişilik ve tavır içerisinde olmasından kaynaklandığını gayet açık ve net bir şekilde görebiliriz diye düşünüyorum.
Karşı karşıya kaçırdığı pozisyonlara tamam, yanlış pozisyonlarda oynatıldığı için formsuz gözükmesine tamam, askerlik mazeretine tamam -ki bu askerlik olayı da ayrı bir konu-, ama gelgelelim damdan düşer gibi abilik taslamasına, kendisi halı sahada kendinden geçmiş futbolcu eskisi gibi yaptışı vuruşlara kimse ses çıkarmazken başkalarının attığı şutları fırçalamasına, kendini yerlere atıp penaltı dilenmesine, en ufak bir ikili mücadelede kendini yere bırakmaya meyilli hal ve tavırlarına, ve belkide en önemlisi çenesinin çok çalışmasına ne tamam ne eyvallah!
Biz seni böyle sevmedik Nihat kardeş. Biz seni o hani pek çok kişinin ağzına sakız olupda bir türlü gerçekleştiremediği o eski duruşun ile sevdik. Biz seni gurbetlere yolladıktan sonra oradan gelen her türlü irili ufaklı haberlerinle sevdik. Başarılarınla övündük durduk, hep Beşiktaşlı Nihat işte dedik...
Amma ve lakin görünen o ki o köprünün altından çooook sular akmış geçmiş, o bizim sevdiğimiz Nihat gitmiş yerine kendini dünya yıldızı sanan kaprisli bir Nihat gelmiş. Çok değil ona verilecek kredi bu sezonun ikinci yarısındaki ilk üç beş maç daha sürer diye düşünüyorum. Belkide iki maç üstüste atacağı goller ile üzerindeki bu kasvetli havayı ve bencilliğini kırıp yine o özlediğimiz ve sevdiğimiz Nihat oluverir bir anda. Hiç de öyle gözükmesede... Umarım yanılırım, umarım Nihat beni ve benim gibi düşünenleri utandırır ve umarım ilerideki katkısı hem kendisi için hemde Beşiktaş için iyi bir kazanç olur.
Iki çift lafımda şu askerlik meselesi ile ilgili. Kimsenin ne zaman ne şekilde askerlik yapmak istemesine karışmak gibi bir niyetim asla yok. Fakat, başarı için atılan her adımda belli bir plan ve program çerçevesinde hareket edilmesi gerekiyorsa ve sezon öncesi hazırlık kamplarıda bu başarının en temel direklerinden biri ise, profesyonel bir futbolcu sakatlık dışında mazereti ne olursa olsun bu kampa katılmak zorunda değilmidir? Kaldıki -yanılıyorsam düzeltin- Nihat'ın yaptığı şekilde olan bedelli askerlik için 38 yaşına kadarda vakti yokmuydu? Yani hem ülke hem takım değiştirdiği bu sezon öncesimi yapılmalıydı bu görev? Neden kimse bunuda sorgulamıyor? Tamam ülkemizde askerlik mevzusu hassas bir konudur ama, Nihat'da hiç bir zaman sizin herhangi bir yakınınız gibi dağda hainleri kovalayacağı bir askerlik yapmayacaktı, bunu herkesde bilir.
Ey Nihat! Eğer sen bu yolda gidersen çok sey kaybedersin, futbolda sadece kalecilik değil insanlarda nankör malesef ve bu sonuca dayalı olan dayatmalı düzenimizde malesefki kredin tükenmek üzere. Biz seni kaybetmek istemiyoruz, yeterki sende bizlere eski Nihat gibi örnek ol. Üstün yeteneklerinle, çalışkanlığınla ve en önemliside duruşunla...